TÜP BEBEK

 

Yazdır

 

 

 

 

GENEL

TÜP BEBEK TEDAVİSİ (ART)KISACA NEDİR?

Doğal yollarla çocuk sahibi olamayan çiftlerde uyguladığımız yardımcı üreme tekniklerinin (YÜT) tümü için kullanılan bir terimdir.

Tüp bebek tedavisi uygulanacak hastalara kadın yaşı, yumurtalık rezervi, kan hormon değerleri ve boy/kilo oranına göre uygun bir tedavi protokolü belirlenmektedir.

Uzun tedavi protokolünde önce yumurtalıkları baskılayıcı hormonlar burun spreyi veya cilt altı iğnesi şeklinde yaklaşık 10–12 gün süre ile uygulanır. Hastanın adet görmesi ile birlikte tedavinin ikinci bölümüne geçilir ve  ortalama 8–10 gün süreyle  yumurta gelişimini sağlayacak hormon tedavisi  uygulanır.

Kısa tedavi protokollerinde ise yumurta gelişimini sağlayacak ilaçlara adetin 2. veya 3. gününden itibaren başlanmakta, yumurtalığın kendi salgıladığı hormonları kontrol etmeye yönelik baskılayıcı ilaçlar ise tedavinin ileri günlerinde eklenmektedir.

Hastalar kan hormon  düzeyleri  ve vajinal ultrasonografi ile izlenerek foliküller  uygun büyüklüğe ulaştığında insan koryonik gonadotropini yani halk arasında bilinen adıyla yumurta çatlatma iğnesi verilir ve 33-36 saat sonra da yumurta toplama işlemi yapılır. Bu işlem hastaların ağrı duymaması için anestezi  altında yapılmakta ve ortalama olarak 10–15 dakika sürmektedir.

Yumurta toplanmasından sonra 2–6 gün içinde seçilecek embriyolar rahim ağzı geçilerek ince bir kateter yardımı  ile rahim içine transfer edilecektir. Embriyo transferi ağrısız bir işlem olup ultrasonografi eşliğinde uygulandığı için hastalarımız tarafından da izlenebilmektedir. Embriyo transferini takiben  yaklaşık olarak 30 dakika yatak istirahatı sonrası hastalarımız evlerine gönderilmektedir.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

KISIRLIK TEDAVİSİ İÇİN NE ZAMAN BAŞVURULMALIDIR?

Genel olarak eslerin herhangi bir korunma yöntemi uygulamadan ve düzenli cinsel ilişkiye girmelerine rağmen 1 yıl boyunca gebe kalamaması durumunda doktora müracaat etmeleri önerilir. Ancak günümüzde daha geç yaşlarda evlenme oranı arttığından kısırlıkla ilgili şüphesi olan ileri yaştaki (kadın yaşı 35'in üzerinde) çiftlerin bu süreyi beklemeden infertilite uzmanına müracaatı önerilir. Mutlaka çiftler eşleri ile birlikte muayeneye gelmelidirler. Erkeklerde genel fiziksel muayenenin yanı sıra bazı hormon tetkikleri, gerekli ise genetik incelemeler ve mutlaka geçmişte yapılmış dahi olsa merkezimizde semen analizinin tekrar incelenmesi gerekmektedir. Daha önceki analizlerinde spermde morfoloji yani şekil bozukluğu tespit edilen hastalarımızda detaylı inceleme yapabilmek için son yıllarda bu amaçla geliştirilmiş özel mikroskop büyütme sistemlerini kullanıyoruz. IMSI adı verilen bu yöntemde büyük büyütmeli objektifler ve özel optik sistemler aracılığı ile spermleri 200 kat yerine 8000 kez büyüterek değerlendiriyoruz. Böylece spermin baş bölgesindeki genetik yapıyı içeren çekirdeğe ait anormallikleri tanımlayabiliyoruz.

 

Bir yıldan önce doktora başvurmayı gerektiren özel durumlar var mıdır?

Günümüzde değişen sosyal ve kültürel koşullar nedeniyle daha ileri yaşlarda evlenerek çocuk sahibi olmayı geciktiren kadınların evlendikten sonra bir yılın dolmasını beklemeden infertilite merkezlerine başvurmaları ve muayene olarak yumurtalık rezervleri ve hormonal tetkiklerini yaptırmaları uygun olacaktır, ileri kadın yaşının gebelik şansını azaltıcı bir faktör olduğu bilinmelidir. Ayrıca daha önce yumurtalıkları ile (ameliyat, çikolata kisti gibi) sorun yaşamış olan kadınlar veya daha önce testis ameliyatı geçiren yada benzer şikayetleri olan erkekler de bu bekleme sürecini daha kısa tutabilirler.  

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

 

 

 

NASIL MÜRACAAT EDİLİR?

Hafta içi her gün 08.30 – 18.30 saatleri arasında (0212) 314 66 66 / 3310 – 3315 numaralı telefonlardan konuyla ilgili bilgileri almak üzere merkezimizle temasa geçebilirsiniz. Ayrıca istenirse konuyla ilgili dokümanları elde edebilirsiniz.

 

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

 

BAŞVURUDAN SONRA UYGULAMAYA GEÇİŞ SÜRESİ NE KADARDIR?

Kadın ve erkeğin ön incelemelerinin yapılması için kadının adetinin 2. veya 3. günü ve erkeğin de 3–5 günlük cinsel perhizde olduğu dönem en uygundur. İlk değerlendirme yapıldıktan sonra istenilen test sonuçları görülerek hastayla birlikte uygun tedavi seçeneğine karar verilmekte ve herhangi bir sorun yoksa tedaviye hemen başlanabilmektedir. Tekrarlayan tüp bebek başarısızlığı söz konusu ise çiftin ayrıntılı olarak incelenmesi ve muhtemel sorunların tespiti ve tedavisi gerekebilir. Bu nedenle özellikle şehir dışı ve yurtdışından kısıtlı bir süre için gelecek hastalarımızın kliniğimiz doktorlarıyla telefon veya e-posta ile gelmeden önce haberleşmeleri ve yapılması önerilecek testler için görüşmeleri kendileri için çok yararlı olacaktır. Böylece tedavi sürecine ayıracakları süreyi en verimli şekilde kullanmaları mümkün olabilecektir.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

 

TÜP BEBEK TEDAVİSİ NE KADAR SÜRER?

Tüp bebek tedavisi; yumurta gelişimi, yumurtaların toplanması ve döllenmesi, embriyo gelişimi ve embriyo transferi aşamalarından oluşan bir süreçtir. Bu tedavi süresi boyunca kadının hastanede yatmasını gerektirecek bir uygulama söz konusu değildir. Yumurta gelişimi süresince çoğu zaman gün aşırı ve bazen de günlük kan tahlili ve ultrasonografı incelemesi takipleri sürdürülecek, takip boyunca hastanede geçirilecek zaman mümkün olduğunca kısa tutularak  çiftlerin günlük hayatının ve programlarının etkilenmemesine çalışılacaktır. Yumurta toplama ve embriyo transferi işlemleri ise hastanede yatmayı gerektirmeyen, oldukça kolay işlemlerdir. Hormon ilaçlarına başladıktan sonra embriyo transferine kadar geçecek toplam tedavi süresi ortalama olarak 15–18 gündür.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

 

TÜP BEBEK UYGULAMASI İÇİN YAŞ SINIRI VAR MIDIR?

Adetinizin 3. gününde yapılan hormon testleri ve ultrasonografide  görülen yumurtalık kapasitesi  yumurtalık fonksiyonlarınızın uygun olduğunu gösterir ise belirli bir yaş sınırlaması olmadan tüp bebek işlemi uygulanabilmektedir.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

 

TÜP BEBEK TEDAVİSİNDE BAŞARI MEVSİMLERE GÖRE DEĞİŞİR Mİ?

Tüp bebek uygulamaları uzun yıllardır gerçekleştirilmektedir. Bu yıllar içerisinde elde edilen tecrübeler, tedavi başarısının aylara veya mevsimlere göre fark göstermediğini ortaya koymaktadır.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

 

TÜP BEBEK UYGULAMALARI KAÇ KEZ TEKRARLANABİLİYOR?

Tedavinin bilinen bir sınırı olmamakla birlikte 7–8 uygulama yapılabilir. Her uygulama arasında en az 3 ay ara verilmelidir.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

 

TÜP BEBEK GEBELİKLERİNDE DÜŞÜK RİSKİ DAHA YÜKSEK MİDİR?

Hayır. Kendiliğinden oluşan veya tüp bebek yöntemleri ile elde edilen gebeliklerin yaklaşık %15'inin düşükle sonlandığı bilinmektedir. Kendiliğinden oluşan gebeliklerde erken dönemdeki düşükler bazen birkaç günlük adet gecikmesi ve bunu takip eden normalden biraz fazla miktarda bir adet kanaması olarak algılanabilir. Oysa yapılacak kan tahlilleri bunun bir gebelik kaybı olduğunu gösterecektir. Tüp bebek uygulamalarında gebelik sonuçları çok erken dönemden itibaren kan tahlilleri ile takip edildiğinden, her dönemdeki gebelik kayıpları kesin olarak tanımlanmaktadır. Bu durum da düşük oranlarının daha yüksek olduğu gibi yanlış bir kanıya sebep olmaktadır.

 

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

SİGARA ÇOCUK SAHİBİ OLMAYI ETKİLER Mİ?

Uzun süreli ve yüksek sayıda sigara kullanımının üreme sistemi ve hormon aktivitesini olumsuz etkilediği düşünülmektedir. Etkinin özellikle yumurtalıklar düzeyinde olabileceği  ve sigaranın adet düzensizliği, infertilite ve erken menopoz gibi önemli sonuçlara yol açabileceği bilinmelidir. Gebelik oluştuğunda da   fetusda  gelişme geriliği ve düşük doğum ağırlığına yol açabilir.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

 

UYGULAMALARIN MALİYETİ NEDİR?
Tüp bebek ve mikro enjeksiyon uygulamalarının paket ücret olarak maliyeti tedavinin başlangıcından bitimine kadar 1900 EURO olarak belirlenmiştir. Bu fiyata ilaçlar dahil değildir. İlaç maliyetleriyle ilgili bilgiyi merkezimizi arayarak. öğrenebilirsiniz. Paket içeriği ile ilgili detaylı bilgiyi 0212 3146666/3320 - 3325 no'lu telefonlardan merkezimizi arayarak öğrenebilirsiz.
 

 

 


İNFERTİLİTEDE ÖN TESTLER VE ANA TESTLER NELERDİR?
İnfertilitenin tanı ve tedavisi için yapılması gereken testler kadınlar için; kan grubu, tam kan sayımı, hormon testleri olarak FSH, LH, estradiol (adet kanamasını ikinci ya da üçüncü günü),TSH, serbest T4,prolaktin, mevcut enfeksiyonların veya bağışıklığın önceden tanımlanması için HBsAg, antiHBs, antiHCV, Rubella IgM-IgG,Toxoplasma IgM-IgG testleridir. Gerekli görüldüğü takdirde diğer sistemik hastalıklara ait tetkikler, mikrobiyolojik ve genetik testler de ilave edilebilir. Tüpleri ve rahim iç boşluğunu değerlendirmek için rahim filmi (histerosalpingografi) çekilmelidir. Erkekler için ise; spermiogram, kan grubu, HBsAg, antiHBs, antiHCV, gerekli durumlarda hormon testleri (FSH, LH, total testosteron, prolaktin ve TSH) ve genetik testler yapılmalıdır.
 

 

 

KULLANILAN SPERM VE YUMURTALAR EŞLERİN KENDİSİNE Mİ AİTTİR ?
Kesinlikle evet. Bu işlemler için aranan şartlardan birisi de resmi nikah belgelerinin tarafımıza ulaştırılmasıdır. Hangi nedenle olursa olsun sperm üretmeyen erkek veya yumurta geliştiremeyen çiftler tedaviye kabul edilmez. Tedavilerde kullanılacak üreme hücreleri kesinlikle resmi nikahlı eşlerin kendi hücreleridir.
 

 

 

 

BU TEKNİKLERLE BAŞARI ŞANSI NE KADARDIR?
Tüp bebek tedavisinde başarı şansını çiftin özelliklerine göre belirtmek gerekir. Çünkü tüp bebekteki başarı şansını yumurtalık kapasitesi, yaş faktörü, ciddi erkek faktörü gibi bir çok parametre etkilemektedir. Embriyo transfer edilen çiftlerde 37 yaş altı, yumurtalık rezervi iyi bir bayanda başarı şansı %55 iken, 40 yaş üzerinde bu şans %30'lar civarındadır. İleri  yaş grubunda yüksek kromozomal anomali oranı olabileceği için preimplantasyon genetik tanı uygulamaları önerilmekte ve böylece genetik olarak belirlenmiş normal embriyo transfer edilerek gebelik şansı arttırılmaya çalışılmaktadır.

 

 

ART TEDAVİSİNE BAŞLAMADAN ÖNCE YAPILAN SEROLOJİK TESTLER NELERDİR?

Tüp bebek tedavisine başlamadan önce hem kadın hem de erkeğe yapılacak  bazı kan tetkikleri çiftin sağlıklı bir bebek elde etmesinde büyük önem taşır.

Bu testler: HbsAg, anti-Hbs, anti-HCV, anti-HIV(l+ll), Rubella lgG, Toxoplazma lgG şeklindedir.

Yapılacak tetkiklerle çiftlerdeki  mevcut enfeksiyonlar   tanımlanabilmekte, bebeğin hemen doğum sonrası korunması için böylece önlemler alınabilmektedir.

Hepatit B  ve rubella yani kızamıkçık gibi enfeksiyonlara karşı bağışıklığın saptanması ise tedaviye girmeden önce, gereken durumlarda hastaya  aşı uygulanmasına  imkan verir ve bağışıklığın teyid edilmesini takiben hastanın tedavisi başlatılır.

Bu incelemeler tedaviyi gerçekleştirecek sağlık personelinin korunması ve çiftten elde edilecek sperm veya embriyoların dondurulması sırasında bulaşmanın önlenmesi için önlemler alınması bakımından da önemlidir.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

ART TEDAVİSİNE BAŞLAMADAN ÖNCE YAPILAN MİKROBİYOLOJİK  TESTLER

Hastanın ilk muayenesi, alt genital yani üreme sisteminin enfeksiyonlar yönünden değerlendirilmesi için de önem taşır. Rahim ağzından alınacak  kültür, direkt yayma, mikoplazma kültürü ve klamidya antijen tespiti ile detaylı bir tarama yapılabilir. Mevcut enfeksiyonlar hem infertilite tedavisi, hem de çiftlerin genel sağlığı için önem taşımaktadır.

Bu enfeksiyonlar vajina florasını bozmakta  ve rahim ağzının doğal akıntısında da olumsuz değişikliğe yol açmaktadır. Mikoplazma ve klamidya enfeksiyonları infertiliteye sıklıkla eşlik ettiği için, gerekli tedavinin yapılması tüp bebek tedavisinde başarıyı  da arttıracaktır.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

 

KÖTÜ YANITLI OLGULARI NASIL ÖNCEDEN ANLIYORUZ?

Tüp bebek tedavisinin başarısında, elde edilen yumurtaların yeterli sayı ve kalitede olmasının önemi büyüktür. Yumurtalıklardaki yumurta sayısının ve bu sayıyı etkileyebilecek durumların bilinmesi, hastanın tedaviye vereceği cevabın nasıl olacağını önceden anlamamıza yardımcı olur. Kadın yaşının 35 ve üzerinde olması, aşırı kilo, sigara kullanımı, daha önceden geçirilmiş yumurtalık ameliyatları, geçirilmiş iltihabi hastalıklar, endometriosis, yumurtalık kistleri, adet kanamasının 2. ya da 3.günü yapılan FSH düzeyinin 10 mIU/ml, estradiol düzeyinin 75 pg/ml’nin üzerinde olması, daha önceki tedavilerinde alınan kötü yanıt veya yüksek dozlarda hormon ilaçları kullanılmış olması, rahim iç zarıyla ilgili problemlerin tespiti, tedaviye kötü yanıt verecek hastaların saptanmasında yol göstericidir.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

 

MİKROENJEKSİYONUN TÜP BEBEK YÖNTEMİNDEN FARKI NEDİR?

Tüp bebek yönteminde, vücut dışına alınan sperm ve yumurtalar laboratuarda özel bir ortamda bir araya getirilerek döllenmenin kendiliğinden oluşması beklenir. Hareketleri ve dölleme kapasitesi yetersiz, az sayıda ve şiddetli şekil bozukluğu gösteren spermler yumurtayı kendiliğinden delerek döllenmeyi sağlayamazlar. Bu durumda spermler yumurta içine enjekte edilerek döllenme sağlanır. Bu işleme mikroenjeksiyon adı verilir.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

 

DÖLLENEN YUMURTALARIN (EMBRİYOLAR) RAHİM İÇİNE YERLEŞTİRİLMESİNDEN ÖNCE ANORMAL OLUP OLMADIĞI ANLAŞILABİLİR Mİ?
Evet. Preimplantasyon genetik tanı uygulanarak kromozom bozukluğu taşıyan embriyolar seçilip sadece sağlam olanlar transfer edilebilmektedir.
 

 

 

 

FOLLİKÜL SAYISI TEDAVİDE ÖNEMLİ MİDİR?

Yumurtalıklardaki yumurta sayısı, tedavi sonucu alınacak yanıtla doğrudan ilişkilidir. Ultrason yardımıyla yumurtalıklardaki yumurtalar sayılır ve yumurtalık rezervi belirlenir. Buna göre yüksek, normal sınırda ve kötü cevaplı hastalar saptanır. Bu ayrımı yapmak önemlidir, çünkü verilecek tedavinin nasıl olacağı (uzun ya da kısa tedavi) ve başlangıç dozu buna göre ayarlanacaktır.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

 

İNFERTİLİTE'NİN OLUŞMASINDA GENETİK FAKTÖRLERİN ROLÜ NEDİR?

Günümüzde çiftlerin yaklaşık %15 inde azalmış fertilite saptanmaktadır. Bu olguların büyük bir kısmında neden erkek infertilitesidir. Erkek infertilitesinde özellikle sperm bulunmayan kişilerde  sebep  Y kromozomu mikrodelesyonlarına bağlı sperm üretiminin azalması veya kistik fibrozis transmembran regülatör (CFTR) gen mutasyonlarına bağlı oluşan konjenital vaz deferens yokluğu ile karakterize obstrüktif azospermidir. Bunların yanısıra cinsiyet kromozomlarındaki sayısal anomaliler ve yapısal kromozom bozuklukları da spermatogenezde yani sperm üretiminde problemlere neden olmaktadır. Ayrıca hipogonadotropik hipogonadizme neden olan KAL (X e bağlı kalıtılan Kallman sendromu), DAX1 (X e bağlı kalıtılan Konjenital Adrenal Hipoplazisi), GNRHR (GnRH sekresyonunda bozukluk) ve PC1 (prohormon convertase 1) gen mutasyonları ile androjen reseptör gen mutasyonları spermatogenezis yetmezliği ile birlikte gözlenebilir.

Ayrıca tekrarlayan gebelik kayıpları veya ölü doğum öyküsü olan çiftlerde bazı genetik bozukluk taşıyıcılığı da gözlenebilir.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

 

STRES TÜP BEBEK TEDAVİSİNDE BAŞARIYI OLUMSUZ ETKİLER Mİ?

Duygusal stres ve infertilite arasındaki ilişki birçok araştırmada ele alınmıştır. Bazı yazarlar anksiyete, eşler arası güven eksikliği ve depresyon  ile  ‘fonksiyonel infertilite’ yani kadın ve erkekte belirgin bir sorun olmadığı halde gebeliğin oluşmadığı infertilite arasında bir ilişki olduğunu düşünürlerken diğer araştırıcılar bu görüşe katılmamaktadır.

Stresin  beyinden salgılanan hormonların salınımını bozabildiği veya embriyonun  rahime tutunmasını olumsuz etkileyen bağışıklık sistemine ilişkin sorunlara yol açabildiği düşünülmektedir. Ancak yinede tüp bebek tedavisinde başarıda en önemli belirleyici faktör embriyo kalitesidir. Bu bilginin çiftlere verilmesi tüp bebek tedavisi sırasında yaşadıkları yoğun duygusal baskıyı azaltabilir. Psikolojik danışmanlık ve gerekirse çiftlere  birlikte veya ayrı ayrı psikoterapi yapılabilir.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

TÜP BEBEK TEDAVİSİ ÖNCESİ RAHİM FİLMİ (HİSTEROSALPİNGOGRAFİ) ÇEKİLMESİ GEREKLİ MİDİR?

Hayır. Eğer  kadın üreme organlarına (rahim, yumurtalıklar, tüpler) veya barsak gibi karın içi organlarına ilişkin  ciddi bir enfeksiyon hastalığı veya  operasyon geçirmediyseniz gerekli değildir. Ancak Siz’i muayene eden ve ultrasonografi ile değerlendiren doktorunuz bir sorundan şüphelenerek  gerekli olduğunu düşünürse rahim filmi çektirmenizi isteyebilir.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

YUMURTALIKLARDAKİ HER FOLİKÜL BIR YUMURTA IÇERIYOR MU?

Bazen yumurtalıklarda çok sayıda folikül mevcutsa ultrasonografi ile yapılan takipte tümünü  saymak mümkün olmayacaktır. Bu durumda  görülenden daha fazla sayıda yumurta elde edilebilir. Ancak folikül takibinde  yalnızca bir ya da iki folikülün mevcut  olduğu durumlarda ise yumurta  elde edilemeyebilir.

 

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

TÜP BEBEK TEDAVİSİ HANGİ DURUMLARDA İPTAL EDİLEBİLİR?

1. Yumurtalıkların cevabı yetersiz olabilir ve tedaviden fayda görmeyeceğiniz düşünülürse hekiminiz tedavinizi yarıda keserek işlemi iptal edilebilir.

2. Yumurtalıklar içinde gelişmiş folikül olmasına rağmen yumurta toplama günü içlerinden yumurta elde edilemeyebilir. Bunun sebebi  genellikle yumurta toplama işleminden önce yumurtaların zamansız olarak çatlamasıdır. Bu istenmeyen durum genellikle yumurtalık rezervi azalmış ileri yaştaki bayanlarda görülebilir. Çok nadiren de foliküllerin içinde yumurta olmayabilir (boş folikül sendromu). Bu durum ise hastaların %1’inden daha azında görülür. 

3. Elde edilen yumurtalar döllenmeyebilir. Bu durumun görülme sıklığı  mikroenjeksiyon uygulamalarına  bağlı olarak azalmakla birlikte, hastaların %2-5’inde anormal yumurtalara veya spermlere bağlı olarak  döllenme gerçekleşmeyebilir.

4.  Döllenen yumurtaların hiçbiri bölünmeyebilir. Bu durum da oldukça nadirdir ve genelde az sayıdaki ve kötü kalitedeki yumurta varlığında gözlenir.

5.   Azospermik erkekte ameliyat ile sperm bulunamayabilir. Böyle bir durumda tedavi yumurta toplama işleminden hemen önce iptal edilir.

6.  Genetik sorunu olan ve  preimplantasyon genetik tanı ( PGD) yapılan olgularda normal bir embriyo bulunamayabilir. Bu durumda da embriyo transferi yapılmaz.

7.   Preimplantasyon genetik tanı ( PGD) ve HLA analizi yapılan embriyolarda embriyo sağlıklı olsa da HLA doku uyumu yoksa transfer yapılmaz.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

 

TÜP BEBEKTE HER VAKA İÇİN AYNI İLAÇ TEDAVİLERİ VE DOZLARI MI KULLANILIYOR?

Tüp bebek tedavisinde yumurtaları büyütmek için yapılacak olan hormon tedavisi kişiye göre değişiklik gösterir. Yumurtalık rezervi az olan kadınlarda tedavi için gerekli olan ilaç dozu daha yüksektir. Bu vakalarda yumurtalıkları önceden baskıladığımız uzun tedavi protokolleri yerine kısa süren tedaviler tercih edilir. Seçilecek tedavi şekli ve ilaç dozunu etkileyen bir başka faktör kadının kilolu olmasıdır. Vücut kitle indeksi yüksek olan kadınlarda verilecek hormon dozunun arttırılması gereklidir. Kilolu kadınlarda düşük doz ilaç verilmesi yumurta seçimini geciktirir veya az yumurta seçilmesine yol açar. Ancak vücut kitle indeksi ve yumurta rezervi birlikte değerlendirilmeli ve doz bireysel olarak ayarlanmalıdır. Kadın yaşının ileri olması durumunda da tedavi şekli ve dozu değişmektedir. İleri yaştaki kadınlarda kısa protokollerle birlikte daha yüksek hormon dozlarına ihtiyaç duyulmaktadır. Yine de merkezimizde bu hastalarda, genç ve yumurtalık rezervi iyi olan hastalara göre daha yüksek ilaç dozları kullanılmakla beraber, başarıyı olumlu etkilediği gösterilemediği için çok yüksek ilaç dozlarından kaçınılmaktadır. Son yıllarda, yüksek dozda kullanılan ilaçların yumurta kalitesini olumsuz etkilediği konusunda görüş birliği vardır. Bu yüzden merkezimizde de " hasta dostu tedaviler" olarak adlandırabileceğimiz ve daha düşük ilaç dozlarının kullanıldığı tedavi protokolleri tercih edilmektedir.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

 

TÜP BEBEK TEDAVİSİNDE BAŞARIYI OLUMSUZ YÖNDE ETKİLEYEN FAKTÖRLER NELERDİR?

Tüp bebek tedavisinde başarıyı olumsuz yönde etkileyen en önemli faktörler, ileri kadın yaşı (38 yaş ve üzeri) ile yumurtalık rezervinin azalmış olmasıdır. Tüplerde tıkanmaya bağlı sıvı birikmesi (hidrosalpenks) de başka bir olumsuz etkendir. Endometrium yani rahim içi duvarının ince olması ve hormon tedavisine rağmen kalınlaşmaması da embriyoların tutunma şansını azaltmakta ve tedavinin başarısını etkilemektedir. Yumurtalıklardaki büyük çikolata kistleri yumurtalık rezervini kötü yönde etkiler ve dolayısı ile başarı şansını azaltır. Bunların yanında nadir görülen çok şiddetli sperm şekil bozuklukları döllenme ve embriyo kalitesini azaltarak başarı oranını düşürür. Ayrıca sigara tiryakiliği de yumurtalık rezervi ve kalitesini olumsuz etkilemektedir.

 

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

 

TÜP BEBEK TEDAVİSİ İÇİN HORMON İLAÇLARI KULLANILIRKEN YAKIN KONTROL YAPILMASININ ÖNEMİ NEDİR?

Tüp bebek tedavisi sırasında kadının belirli zamanlarda ultrasonografi ve hormon testleri bakılarak yakın takibi hem başarıyı arttırması hemde tedavinin emniyeti açısından önemlidir. Özellikle yumurta rezervi çok yüksek veya çok az olan kadınlarda ultrasonografi yanında östrojen(E2), LH ve progesteron hormonlarının belirli günlerde bakılması önemlidir. Rezervi azalmış ileri yaştaki kadınlarda FSH ve E2 hormonuna bakılması tedaviye başlanıp başlanmaması konusunda fikir verir. LH ve progesteron hormonları gelişen yumurtaların henüz olgunlaşmadığı dönemde yükselir ise gebelik şansı azalacağından tedavinin iptali gerekebilir.

E2 hormonu çok yükselmiş ise birkaç gün ilaç verilmeden takip edilip E2 değerinin düşmesi sağlanabilir. Böylece yumurtalıkların aşırı uyarılmasına bağlı gelişen, ovaryan hiperstimülasyon sendromu (OHSS) adı verilen ve yaşamı tehdit edebilen sorun engellenebilir. Yumurta olgunlaştırıcı iğne verileceği gün LH hormonu çok yükselmişse yumurta toplama zamanı değiştirilebilir veya progesteron hormonu çok yükselmiş ise gebelik şansının azalacağı bilgisi verilerek tedavinin iptal edilmesi çift ile tartışılabilir. Ayrıca aynı gün endometrium adını verdiğimiz rahim içi zarının ölçümü yetersiz ise o ay embriyolar dondurularak saklanabilir.

Sayfayı yukarı kaydır

 

TÜP BEBEK TEDAVİSİ SIRASINDA YUMURTALAR ERKEN DÖNEMDE ÇATLAYABİLİR Mİ? SEBEPLERİ NELERDİR?

Özellikle kısa tedavi protokolleri kullanıldığında nadir olarak yumurtalar toplanmadan önce çatlayabilir. Bu durum daha çok tedavisi yakın takip edilmeyen vakalarda ortaya çıkar. Tedavi sırasında günlük ultrasonografi ve hormon değerlendirmesi yapılması bu nedenle önemlidir. Yumurta olgunlaşmasında önemli bir hormon olan LH’nın erken dönemde kritik seviyelere yükselmesi yumurtaların erken çatlamasında en önemli rolü oynar. LH hormonu pik değerlere ulaştığında yumurta toplama işlemi daha erken yapılmalıdır, aksi halde yumurtalar erken çatlayabilir. hCG verileceği gün ve hCG ertesi günü yapılan hormon incelemeleri bu durumu belirleyerek yumurta toplama işleminin daha öne alınmasına veya tedavinin iptal edilmesi ile ilgili kararların verilmesinde yardımcı olacaktır.

 

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

 

 

 

 

ÇOCUK SAHİBİ OLAMAYAN ÇİFTLERDE TEK TEDAVİ YÖNTEMİ TÜP BEBEK MİDİR?

Çocuk sahibi olmakta güçlük çeken çiftlerde detaylı bir inceleme ile problemin nereden kaynaklandığı aydınlatılmalı, tedavi gerekliliği belirlenmeli ve çiftin en kolay şekilde gebelik elde etmesini sağlayacak olan tedavi yöntemi belirlenerek çifte sunulmalıdır. Tedavi yöntemleri; yumurtlama uyarısı ve takibi, aşılama ve tüp bebek tedavisidir. Uygun şartlara sahip olan çiftlerde, ilaçlarla yumurta gelişiminin sağlanmasını takiben spermin belirli işlemlerden geçirilerek rahmin içerisine verilmesi anlamına gelen "intrauterin inseminasyon" (aşılama) tedavisi ile gebelik elde edilebilir. Ancak infertilite süresi 4 yılı geçmiş, birkaç kez yumurta takibi ve aşılama tedavisi görüp gebelik elde edilemeyen hastalarda bundan sonraki tedavi tüp bebekle olmalıdır.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

 

 

KADIN YAŞI BAŞARIYI ETKİLER Mİ?

Ne yazık ki evet! Günümüzde değişen yaşam koşulları ve kadınların iş hayatında kariyer yapma istekleri nedeniyle gebelik ileri yaşlara ertelenmektedir. Erkekteki sperm problemi nedeniyle çocuk sahibi olmamış ve bunu sosyal yada ekonomik nedenlerle ertelemiş çiftlerde ileri kadın yaşı; tedaviyi olumsuz olarak etkileyen faktörlerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Öyle ki günümüzde erkek kısırlığının her tipine geniş bir tedavi imkanı sağlanmasına karşılık tedavide ortaya çıkan en büyük engel kadın yaşının ileri olmasıdır. Kadının yaşı ve buna bağlı olarak az yumurta elde edilmesi başarıyı etkileyen en önemli faktördür. Ancak 40 yaş ve üstü kadınlarda eğer iyi bir yumurtalık kapasitesi mevcut ise   preimplantasyon genetik tanı uygulamalarının da eklenmesi ile  %30–35 civarında gebelik elde edilmektedir.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

TÜP BEBEK UYGULAMALARINDA TÜPLERİN AÇIK OLMASI GEREKLİ MİDİR?

Hayır. Toplanan yumurtalar sperm ile döllendikten sonra oluşan embriyolar rahim içine yerleştirilir. (Yumurtalar vajinal yolda ultrosonografi eşliğinde toplanır.) Dolayısıyla tubaların açıklığının bir önemi yoktur ,fakat tuba içerisinde bir sıvı  birikimi söz konusu ise bu sıvının rahim içine akışı embriyo tutunmasını etkileyeceğinden ya tuba çıkarılmalı ya da uterus ile bağlantısı kesilmelidir.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

BU TEDAVİLER SONRASI ANORMAL ÇOCUK DÜNYAYA GETİRME RİSKİ VAR MIDIR?

Tedavi ile doğan bebekler ile normal yolla doğan bebekler arasında fiziksel ve zihinsel gelişim açısından fark bulunmamıştır. Buradaki önemli bir durum şiddetli erkek infertilitesi nedeniyle mikroenjeksiyon yapılan olgulardır. Bu durumda cinsiyet kromozom bozukluklarında hafif bir artış beklenebilir.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

ART’DE  HAZIRLIK İÇİN KULLANILAN İLAÇLAR:

Folik asit eksikliğinde bebeklerde nöral tüp defekti adını verdiğimiz, bebek sağlığını olumsuz etkileyen çok  önemli bir sorun oluşabilmektedir. Bu durumun önemi, gebelikten birkaç ay önce başlanacak  folik asit kullanımı ile bu durumun önlenebilir olmasıdır. Bu nedenle tedavinin hazırlık döneminde folik asit preparatları veya folik asit içeren vitaminler kullanılmaktadır.

Rahim ağzında veya menide bulunabilecek  mikropların tedavisi  tüp bebek tedavisinde başarı şansını arttıracaktır. Bu nedenle hazırlık döneminde hem kadın hem de erkeklere antibiyotik kullanımı önerilmektedir.

Metformin; PCO hastalarında görülen androjen yüksekliğinin kötü etkilerinden kaçınmak amacıyla androjen yüksekliğini azaltmak amacıyla kullanılır.

 

Hiperprolaktinemi (süt hormonu) durumlarında dopamin agonistleri, cabergolin gibi ilaçlarla hormonun normal sevielere indirilmesi tedavi başarısına olumlu katkı sağlar.

 

 

 

ART  TEDAVİSİ VE İLAÇ KULLANIMI

Çocuk isteği ile tüp bebek merkezlerine başvuran ailelerde ilk görüşmede ayrıntılı bilgi alınırken, geçirilmiş ve halen mevcut hastalıklar da öğrenilir. Böylece hastaların arzu edilen gebeliğe en sağlıklı şekilde başlamaları planlanır; mümkünse öncelikle mevcut  hastalığın tedavisi ve iyileşmenin sağlanmasını takiben infertilite tedavisine başlanır. Bu şekilde gebelikte bazı  ilaçların  kullanılması nedeniyle bebeğe verilebilecek  zararlar da önlenmiş olur. Ayrıca  infertilite tedavisi sırasında kullanılacak bazı  ilaçların  folikül ve yumurta gelişimi  üzerine  olumsuz etkileri  olabileceği de bilinmektedir. Bu nedenle hastaların ilaç kullanımı mümkün olduğunca en aza indirilir. Epilepsi nedeniyle ilaç kullanımında; gebe kaldığında bebeğe de en az yan etkisi olan ilaç seçilerek tedaviye bu ilaçla devam etmesi sağlanır.

Depresyon gibi bazı hastalıkların tedavisi  ise hem tedavinin kolay uygulanmasını sağlamakta, hem de    başarı şansını arttırmaktadır.

Bazı kronik hastalıklarda ise   infertilite tedavisinin hastalığın alevlenme dönemleri geçtikten sonra  başlatılması ve  sürekli kullanılan  ilaçların ilgili branşlardaki meslektaşlarımızla konsülte edilerek,  infertilite tedavisini  ve muhtemel bir  gebeliği  öngörerek  planlanması doğru olacaktır.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

KULLANDIĞINIZ İLAÇLARIN YAN ETKİLERİ VAR MIDIR?

İlaçların enjeksiyon yolu ile kullanımlarında, enjeksiyon yerinde küçük morluklar ve rahatsızlıklar görülebilir. Burun spreyleri ve cilt altı iğneler ise yorgunluk, kas ve eklem ağrıları ve geçici menopozal yakınmalara benzer şikayetler oluşturabilir. Gonadotropinler, yumurtalıkların aşırı uyarılmalarına neden olabilirler. Bu şekilde ortaya çıkan tabloya " Ovarian Hiperstimulasyon Sendromu denir. Bu sendrom, polikistik overlere sahip fazla sayıda yumurtası olan bayanlar için risktir. Fakat bunu engellemek için bu hastalarda mümkün olan en düşük doz ile tedavi gerçekleştirilmektedir. Bu durumun çok ciddi şekillerinde hastaneye yatarak tedavi görmeyi gerektiren tıbbi problemler oluşabilir.

Sayfayı yukarı kaydır

 

PROTOKOL

 

 

TÜP BEBEK TEDAVİSİNDE UYGULANAN UZUN VE KISA PROTOKOLLER NEDİR?

Tüp bebek uygulamalarında protokol seçimi hastaya göre değişmektedir. Uzun protokol (Long protocol) olarak belirlenen kullanımda eşit düzeyde ve aynı büyüklükte folikül gelişimi sağlanırken; LH denilen yumurtlamayı tetikleyen hormonun erken ve kontrolsüz yükselmesi önlenmektedir. Bu tedavi protokolü daha çok normal cevaplı, yumurtalıklardaki yumurta sayısı yeterli olan hastalar için kullanılır. Bu protokolün önemli bir avantajı tedavi zamanını istenilen şekilde programlanabilmesidir. Dezavantajı ise; endojen gonadotropinlerin (Beynin kendi ürettiği hormonlar) baskılanması nedeni ile folikül gelişimini sağlamak için gerekli olan ilaç dozunun artmasıdır. Ayrıca supresyon kontrolüne gelen hastalarda baskılayıcı iğnelerin alevlendirici etkisi sonucu oluşan basit folikül kistleri gözlenebilir.

 

Uzun Protokole Nasıl Başlanır?

Uzun protokolde tedaviye adetin 21.günü başlanır, ortalana 10–12 gün süre ile yumurta baskılayıcı ilaçlar kullanılıp, adetin 3.günü yumurta geliştirmeye yarayan diğer ilaçlara başlanır ve yumurta çatlatma iğnesine kadar ikisine de devam edilir.

KISA PROTOKOL (Short protocol) ise; yumurta cevabı zayıf, kötü yanıtlı hastalarda ve yumurtalıklarında çok sayıda yumurtası olan yüksek cevaplı hastalarda (polikistik over) tercih edilebilir. Ayrıca zaman problemi olan hastalarda tedavinin daha kısa zamanda tamamlanmasını sağlar. Adetin 3.günü yumurtayı geliştiren ve büyüten ilaçlara başlanır, adetin 6–7 günü yada yumurta belli bir büyüklüğe eriştiğinde ise çatlatma iğnesine kadar her iki tedaviye devam edilir.

Her iki protokol ile pek farklı olamayan gebelik sonuçları elde edilmektedir.

 

Sayfayı yukarı kaydır

 

ANTAGONİSTLER DAHA MI İYİDİR?

Son yıllarda geliştirilen ve kullanıma giren antagonistler, yumurtlamayı uyaran LH hormonun erken yükselmesini önlemek için tüp bebek tedavisinde sıklıkla kullanılmaya başlanmıştır. Antagonist tedavisinde; tedavi süresi daha kısadır, daha az dozda yumurta uyarıcı iğnelere gerek duyulur, antagonist enjeksiyonu bırakıldıktan kısa bir süre sonra hipofiz bezi eski fonksiyonunu kazanır, sıcak basması, vajinal kuruluk, isteksizlik gibi şikayetlerle karşılanılmaz, analog dediğimiz iğnelerin uzun süre kullanımına bağlı gelişen aşırı yumurtalık baskılanması yada alevlendirici etkiler görülmez.

 

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

 

OVER KİSTLERİN İVF'E ETKİSİ NEDİR?

Tedavi öncesi yumurtalıklarında kist saptanan hastalarda, kistin çapı 3 cm ‘den küçük ise ve kandaki estradiol hormon düzeyini yükseltmemişse tedaviye başlanabilir.Tedavi öncesi yumurtalıkları baskılamak için kullanılan analog dediğimiz iğnelerin kullanımı sırasında,bu iğnelerin alevlendirici etkisi sonucu basit kistler görülebilir.Bu kistler 3 cm’den küçük ama kandaki hormon düzeyi yüksekse kullanılan analog süresi uzatılır,3 cm’den büyük ise ,iğnenin kullanım süresi uzatıldığı halde küçülme sağlanamazsa ,bir iğne yardımıyla bu kist sıvısı çekilebilir.Yumurtalıkta yer kaplayan kitlenin mekanik etkisi ortadan kaldırılır. Kist aspirasyonu yapılan bu hastalardan daha fazla sayıda yumurta elde edilebilir.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

TİB NEDİR VE HANGİ TESTLERİ YAPIYORUZ?

TİB (tekrarlayan implantasyon başarısızlığı), daha önce 3 veya daha fazla kereler yapılan tüp bebek denemeleri ile iyi embriyolar transfer edilmesine rağmen gebe kalamama durumunda kullandığımız bir terimdir. Bu gibi olgularda genellikle altta yatan sebep olabilecek bazı durumları ortaya koymak için birtakım testler uygulamaktayız.

·  Çiftin ikisinden de istenen periferik karyotip dediğimiz genetik testler ile muhtemel kromozom problemini araştırmak

·  Rahim iç duvarı dediğimiz endometrium tabakasını değerlendirmek için rahim filmi (HSG) çekmek veya histeroskopi denilen operasyonu gerçekleştirmek

·  Kadına ait muhtemel kan pıhtılaşma sorunlarını ortaya koymak için pıhtılaşma mekanizmaları ile ilgili birtakım kan testleri istemek

·  Prolaktin hormonu problemlerini ve  tiroid bezi kaynaklı sorunları ortaya koymak için PRL ve TSH testleri istemek yeni bir deneme öncesi değerlendirilmesi gereken noktalardır.

 

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

ENDOMETRİAL KO-KÜLTÜR (CO-CULTURE) NEDİR, KİMLERE UYGULANIR VE BAŞARISI NEDİR?

Endometrial ko-kültür ortamları, embryoların transfer dönemi öncesi doğala yakın bir ortamda gelişimlerine izin veren sistemlerdir. Ko-kültür sistemlerinin embriyo gelişimine olumlu etkisi, vücut içindeki şartları başarı ile taklit etmesi esasına dayanır.
Tüp bebek uygulamalarında başarı, kadına ve erkeğe ait birçok faktörün bir araya gelmesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu faktörlerin büyük bölümü henüz tanımlanamamış olmakla birlikte, kadına ait genetik faktörler, rahim içi faktörler, hormon bozuklukları ve rahim anormallikleri gibi nedenlerin başarıyı olumsuz etkilediği bilinmektedir. Endometrial Ko-kültür, hazır kültür sıvılarının kullanıldığı standart tüp bebek uygulamalarında embriyo kültürü için bir alternatif olarak öne çıkmaktadır.
Yardımcı Üreme Teknikleri uygulamalarında en çok çalışılan hücre grubu insan fallopian tüp hücreleri, maymun böbrek epitel hücreleri, bovine oviductal epitel hücreleri, rahim içi hücre grubu (endometrial hücreler) ve yumurtaların çevresindeki granulosa hücreleridir. Bu hücre gruplarının, tek tabakalı olarak çoğalması ile elde edilen ko-kültür sisteminin, besleyici ve yardımcı hücreleri içermesi, kültür ortamında embriyoya zararlı olabilecek toksik maddeleri uzaklaştırması ve embriyo gelişimini desteklemesi gibi özellikleri vardır.Ayrıca embriyonun gelişimini destekleyen birçok embriyotrofik madde salgılar,ortama büyük moleküllerin eklenmesini arttırır.İleri evreye ulaşmış blastosist dönem embriyolarında,bebeği oluşturacak olan iç hücre kütlesindeki hücre sayısını arttırır.
 


Endometrial Ko-Kültür Hangi Hastalara Uygulanabilmektedir?

  • Daha önceki tüp bebek tedavilerinde embriyoların yavaş gelişim gösteren vakalarda önerilmektedir. Üçüncü güne ulaşmış bir embriyoda 6 veya daha az hücre varsa yavaş gelişim söz konusudur. Böyle gelişim gösteren embriyolarda ko-kültür embriyonun gelişimini hızlandırmaktadır.

  • Daha önceki denemelerde elde edilen embriyolarında gelişim duraksaması, yani embriyonun hücre sayısını arttıramadığı gözlenen vakalarda kullanılmaktadır.

  • Daha önceki denemelerde kötü kalitede embriyo elde edilmesi durumunda (embriyonun içinde hücresel artıkların bulunması ve hücrelerin birbirine eşit olmaması) kullanılmaktadır.

İyi kalite embriyo transferine rağmen, gebe kalmadaki başarısızlık, tüp bebek uygulamalarında önemli bir problemdir. Tüp bebek başarısını sınırlayan en önemli faktör, tutunma başarısızlığıdır. İyi gelişim gösteren blastosist dönem embriyosunun, alıcı gücü iyi olan rahim dokusuna tutunması başarılı bir gebelik için en önemli faktördür. Tüp bebek tedavisinin başarısı embriyo ve endometriumun uyumlu gelişimine bağlıdır.
Tekrarlayan implantasyon başarısızlığında, embriyo ve endometrium bağlantılı problemler önem kazanır.
 

Endometrial ko-kültü hazırlanışı


Endometrial Ko-Kültür Nasıl Yapılır?

 
Yumurtlama döneminden yaklaşık bir hafta sonra kadının rahim içi dokusundan ince bir kanül ile alınan ufak bir parça laboratuvar koşullarında kültüre edilerek çoğaltılır. Bu kültür süreci 1 ila 3 hafta arası sürmektedir.Endometriumdan alınan hücreler, yoğunlukla embriyonun tutunabileceği sekresyon dönemi hücrelerinden oluşmaktadır. Bu hücreleri işlem sırasında kullanılmak üzere dondurmak mümkündür. Eğer bir sonraki adet döneminde tedavi planlanıyorsa kültür devam ettirilir. Daha ileri bir tarih planlanması durumunda ise gelişen hücreler dondurularak saklanır.
Rahim içi dokusunun laboratuarda kültür için hazırlanması ve sonraki kültür aşaması bilgi, tecrübe ve yoğun iş gücü gerektiren hassas işlemlerdir. Kültür sürecinde hücrelerin gelişiminin adeta embriyo gelişimi gibi takip edilmesi ve 48 saat aralıklarla bu hücreleri besleyen kültür sıvılarının tazelenmesi gerekmektedir. Dolayısıyla ko-kültür uygulamasının, bu konuda eğitimli, tecrübeli personele ve teknik altyapıya sahip bir laboratuarda gerçekleştirilmesi önemlidir.
Elde edilen ayrıştırılmış hücreler kültürde çoğalarak yaygınlaşır ve kültür kabında tek tabakalı bir yüzey oluşturur. Döllenme sonrası embriyolar bu doku üzerine yerleştirilerek geliştirilir. Ko-kültür çalışmalarında serum olarak hastanın kendi kanından elde edilen inaktive edilmiş ve filtrasyondan geçirilmiş serum tercih edilir. Aynı zamanda bu uygulama sırasında kadının kendi rahim içi (endometrium) hücreleri kullanıldığından daha önce kontrolü yapılmış olan sarılık, AIDS ve diğer riskli durumlar ekarte edilmektedir.

Ko-kültür ortamında embriyo ve rahim içi doku arasındaki ilişki rahim içindekine benzer şekilde gelişmekte ve embriyo ile endometrium arasında etkileşim oluşarak, endometrial doku, embriyo gelişimi için gerekli büyüme faktörlerini salgılamaktadır. LIF, IGF, Gm-CSF, TGFa, ILa gibi büyüme faktörleri ve sitokinler embriyonun normal gelişimine katkıda bulunurken, parakrin moleküller (3 integrin) embriyonun endometrial hücrelerle ilişkisini geliştirerek rahim içine tutunma (implantasyon) ihtimalini arttırırlar. Ayrıca, embriyonun metabolizması sonucu ortaya çıkan artık maddelerin bu hücreler tarafından etkisizleştirilmesi (detoksifikasyon) embriyo gelişimini olumlu yönde etkilemektedir.
 

Ko-Kültürde 3. gün embriyo gelişimi

Ko-Kültürde 6. gün blastosist gelişimi


Endometrial ko-kültür uygulanan hastalarımızda embriyo seçiminin daha etkili yapılabilmesi ve ko-kültür hücrelerinden en yüksek fayda sağlanabilmesi için embriyo kültürü ileri günlere kadar devam ettirilmelidir. Embriyo sayısının da yeterli olması şartıyla, endometrium ile embriyo arasındaki etkileşimin en yüksek düzeyde olduğu dönem olan embriyo gelişimi 4, 5 ya da 6. güne kadar devam ettirilmekte ve blastosist aşaması olarak tanımlanan bu dönemde transfer yapılması tercih edilmektedir. Blastosist transferinin fizyolojik olarak daha yüksek tutunma ile sonuçlanması, blastosiste ulaşan embriyoların genomlarının daha aktif ve sağlıklı olmaları ve devam eden gebeliklerin daha fazla olması nedeni ile genellikle blastosist çalışmalarında ko-kültürü tercih etmekteyiz.
Merkezimizde bugüne kadar 1000’e yakın hastamızda ko-kültür uygulanmış, daha önceki tüp bebek denemeleri başarısızlıkla sonuçlanan bu hastalarda, artan implantasyon ve gebelik oranları elde edilmiştir. Türkiye’de ilk olarak merkezimizde uygulanmaya başlanan ve dünyada da az sayıda merkezde uygulanan bu yöntemle elde edilen başarılı sonuçlar ko-kültür uygulamalarına giderek artan oranda devam etmemizi sağlamıştır.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

ASSISTED HATCHING (AHA) KİMLERE VE NASIL UYGULANIR?

Assisted hatching (AHA) :Embriyonun rahim duvarına tutunmasını kolaylaştırmak için, etrafını saran zarın inceltilmesi ya da açıklık oluşturulması işlemidir. 35 yaş ve üzerindeki olgulardan elde edilen embriyolara, embriyoyu saran zarın kalın olduğu durumlarda, yavaş bölünen embriyolara, daha önceki denemelerinde iyi kalitede embriyo transferine rağmen gebelik elde edilememiş veya FSH hormonu sınırda ya da yüksek olan olgulara (12 mIU/ml ve üzeri), embriyo biyopsisi yapılacak embriyolara, dondurma-çözme sonrası elde edilmiş embriyolara AHA uygulanır. AHA kimyasal, mekanik ya da lazer yöntemiyle yapılabilir. Bu işlemin özellikle kalın zarla çevrili ve yavaş gelişen embriyolarda, embriyo ile rahim duvarı arasındaki uyumu sağladığı  ve tutunmayı arttırdığı düşünülmektedir.

 

 

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

POLİPLER, ENDOMETRİOMA, MYOMLARIN TÜP BEBEK TEDAVİSİNDE ÖNEMİ NEDİR?

Polip dediğimiz rahim iç duvarı yani endometrium kaynaklı iyi huylu yapılar, boyutları doğrultusunda öneme sahiptir. Genellikle 1.5 cm altındaki poliplerin tedavi başarısına  etki etmediği kabul edilmektedir. Bu boyutun üzerinde polip varlığında ise histeroskopi denilen bir işlem ile bu yapının tedavi öncesi çıkarılması gerekmektedir.

Endometrioma ya da çikolata kisti olarak bilinen yapılar yumurtalıklarda yer alan ve yumurtalık kapasitesini yani yumurta sayısını ve gelişimini etkileyebilen yapılardır. Fakat tedavi yaklaşımında  bu kistlerin  boyutu önem taşımaktadır. Genellikle 3 cm.nin altındaki endometrioma kistleri ameliyat gerektirmemektedir. Daha büyük olanlarda ise her hastada ameliyat düşünülmeyebilir. Yumurtalıkların ultrason ile değerlendirmesi, hastanın yaşı ve varsa daha önceki denemeleri göz önüne alınarak ameliyat kararı verilmelidir.

Myom rahimin kas tabakasından kaynaklanan genellikle iyi huylu bir tümördür. Myom varlığında öncelikle myomun yeri, özellikle endometriuma yakınlığı ve de endometrial kavite denilen embryonun yerleşeceği yerin bütünlüğünü ve düzgünlüğünü bozup bozmadığı önemlidir. Eğer endometrial kaviteye baskı yapıyor ve embryonun yerleşimini engelleyecek yerde ise mutlaka tedavi öncesi histeroskopi ile çıkarılmalıdır. Endometriuma zarar vermeyen myomların ise boyutu önemlidir ve genellikle 7 cm üzeri myomların çırarılması düşünülebilir. Bu boyuttaki myomlar gebelikte büyüme yaparlarsa sorun oluşturabileceği için cerrahi gerekmektedir. Fakat eğer kadın yaşı ileri ise, yani 38 yaş üzeri ise, yine zaman kaybetmemek için ameliyat öncelikli olmayıp ,hemen  tedaviye geçilebilir. Özetle, myom varlığında myomun yeri, büyüklüğü, kadın yaşı ve varsa önceki tedavileri göz önüne alınarak ameliyat kararı verilmektedir. Genellikle myom ameliyatlarından 4-6 ay sonra tedaviye geçilmelidir.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

TEKRARLAYAN DÜŞÜKLER  NASIL TANIMLANIR? TEDAVİSİ VAR MIDIR?

2  ya da daha fazla gebelik kayıpları tekrarlayan düşükler olarak tanımlanır. Tekrarlayan gebelik kayıplarında sebebe yönelik araştırma, tanı ve tedavi amaçlı yapılması gereken testler ve uygulamalar şunlardır: Metabolik ve bağışıklık sistemini ilgilendiren hastalıkların tanımlanması için, açlık kan şekeri, oral glikoz yükleme testi, HBA1c, antikardiolipin IgM-IgG, Lupus antikoagulan,homosistein, aPTT, protein S ve C, TSH, serbest T4 ve prolaktin hormonları bakılmalıdır.Genetik araştırma için kromozomların sayısal ve yapısal bozukluklarını ortaya koymak amacıyla kromozom analizi (periferik karyotip), trombofili (pıhtılaşma faktörleri) paneli, mümkünse düşük materyalinin genetik tetkiki yapılmalıdır.Rahim iç boşluğunun incelenmesi amacıyla da; rahim içine serum verilip ultrason eşliğinde daha iyi görüntülenmesini amaçlayan SIS yöntemi ve rahim içinin optik bir cihaz yardımıyla incelenmesini,yer kaplayan bir kitlenin olup olmadığının tespitini ve gerekirse rahim iç dokusundan örnek alarak mikroskopik düzeyde araştırılmasını sağlayan histeroskopi uygulanabilir. Yine rahim iç boşluğunu ve tüplerin durumunu değerlendirmek için rahim filmi çekilebilir (histerosalpingografi). Yapılan bu tetkik ve uygulamalardan sonra sebep bulunabilirse buna yönelik tedavi ya da tüp bebek tedavisi programı dahilinde preimplantasyon genetik tanı (PGT) ve destekleyici tedavi (düşük moleküler ağırlıklı heparin, yüksek doz folik asit, multivitamin, bebek aspirini vb) planlanır. İlk üç aylık dönemde görülen düşüklerin % 50–60‘ı, 3–6 aylık dönemdeki kayıpların % 20-25’i, 6–9 aylık dönemdeki kayıpların % 5–10 ‘nunda embriyoda kromozomal bozukluk saptanmıştır. Klinik olarak çiftlerde bulgu olmamasına rağmen embriyo düzeyinde görülebilen bu bozuklar preimplantasyon genetik tanı (PGT) ile  saptanabilir. PGT, tekrarlayan gebelik kayıplarında kromozom bozukluklarının tanımlanması ve normal embriyoların transferi ile devam eden gebeliğin sağlanması ve sağlıklı bir bebeğin dünyaya getirilmesi amacı ile henüz embriyolar transfer edilmeden uygulanabilen bir tekniktir. Merkezimizde bu yöntem başarı ile uygulanmaktadır.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

SIS (SALİN İNFUSİON SONOGRAFİ, RAHİM İÇİNE SIVI VERİLEREK YAPILAN ENDOMETRİUM DEĞERLENDİRMESİ), HSG (HİSTEROSALPİNGOGRAFİ, RAHİM FİLMİ), H/S (HİSTEROSKOPİ, ENDOMETRİUMUN GÖZLE GÖRÜLEREK İNCELENMESİNİ SAĞLAYAN BİR TÜR OPERASYON) ; KİMLERE, NEYE GÖRE, NASIL, NE ZAMAN YAPILIR VE ÖNEMİ NEDİR?

SIS (salin infusion sonografi), ultrason ile yapılan muayene sırasında rahim iç duvarı dediğimiz endometrium ile ilgili şüpheli bir görünüm, polip ya da myom görüntüsü olduğunda, ultrasonografi eşliğinde rahim içine sıvı verilerek yapılan bir işlemdir. İnce bir kateter yardımıyla verilen sıvının etkisi ile rahim iç duvarı kaynaklı myom, polip ve yapışıklıklar hakkında bilgi edinilebilmektedir. Bu işlem anestezi gerektirmemekte ve ciddi bir ağrı oluşturmamaktadır. Genellikle adet bittikten sonraki bir hafta içinde yapılması önerilmektedir.

Sayfayı yukarı kaydır

 

HSG (histerosalpingografi, rahim filmi), yapılan değerlendirmeler sonucu sperm problemi olmayan çiftlerde, kadının tüpleri ile ilgili bir sıkıntı olup olmadığını ortaya koymakta birinci derecede kıymetli bir tetkikdir. Rahim filmi yine rahim içine verilen bir sıvının tüplerden geçişi sırasında çekilen bir tür röntgen filmidir. Rahim filminde verilen sıvı yağlı veya su bazlı olabilmektedir. Bu teknik bir konu olup filmi çeken kişinin kararıdır. Rahim filmi çekimi sırasında da ciddi bir ağrı, acı olmamaktadır. Bazen, özellikle ilişki esnasında sıkıntısı olan hanımlarda, anestezi gerekebilmektedir. Rahim filmi ile tüplerin geçirgenliğinde, yapısında problem olup olmadığı anlaşılabildiği gibi rahim iç duvarı kaynaklı problemler de tespit edilebilmektedir. Genellikle adet bitimi sonrasındaki ilk 3-4 gün film çekimi için en uygun günlerdir. 

H/S (histeroskopi), rahim içinin gözle görülerek incelenmesini sağlayan bir tür operasyondur. Anestezi eşliğinde veya lokal anestezi ile muayenehane şartlarında yapılabilen küçük bir operasyondur. Fakat büyük bir polip veya myom varlığında ameliyathane şartları gerekebilir. Rahim içine sıvı verilerek (sis) veya ultrason ya da rahim filmi ile, rahim içinde bir problem tespit edildiğinde ya da şüphede kalındığında, mutlaka tüp bebek tedavisi öncesi histeroskopi ile rahim içi görülmelidir. Özellikle rahim içi yapışıklıkların, poliplerin veya rahim içi kaynaklı myomların teşhis ve de aynı anda tedavisinde yani çıkarılmasında tek yöntem histeroskopidir. Histeroskopide, ucunda optik bir cihaz olan ince bir alet ile rahim ağzından geçilerek rahim içi gözle görüntülenmektedir. Bu sırada tespit edilen problemli yapılar ortadan kaldırılabilmektedir. Genellikle işlemden 2-4 saat sonra hasta klinikten ayrılıp evine dönebilmektedir. Bu işlem için de en uygun zaman adet bittikten sonraki bir haftalık dönemdir.  

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

LAPAROSKOPİ NE ZAMAN, KİMLERE YAPILIR?
Laparoskopi, göbekten bir iğne ile girilerek karın içinin gözlenebildiği endoskopik bir ameliyattır. Tüplerle ilgili sıkıntı olan hastalarımızda tüplerdeki hasarı ve problemi ortaya koymada altın standart denilen en iyi yöntemdir. Genellikle yine adet bitimini takiben  bir hafta içinde ve anestezi altında yapılır. Hastanede 4-6 saat kalındıktan sonra eve gidilebilir. Fakat tüplerle ilgili ciddi problemler varsa, örneğin büyük bir hidrosalpenks çıkarılmış veya karın içi çok yapışık olarak tespit edilmiş ise, bu gibi durumlarda bir gece hastanede yatış ve gözetim önerilmektedir. Yapılan değerlendirmeler neticesi hiçbir problem tespit edilmeyen çiftlerde de laparoskopi ile tüplerin durumu kesin olarak ortaya konabilir. Yani laparoskopi, çocuk sahibi olmak için başvuran ve yapılan testlerde problem tespit edilemeyen çiftlere, rahim filmi ile tüplerinde problem olduğundan şüphelenilen çiftlere, rahim filmi veya ultrason ile büyük hidrosalpenks tespit edilen ve bu yapıların çıkarılması gereken kadınlara önerilen ve faydası olduğu ortaya konan endoskopik bir ameliyattır.                  

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

HİDROSALPENKS'İN TÜP BEBEK TEDAVİLERİNE ETKİSİ NEDİR?

Hidrosalpenks geçirilmiş bir enfeksiyonu takiben   tüplerin tıkanması  sonucu oluşur ve  tüpün içi sıvı dolu şişkin olan kısımlarına verilen isimdir. Hidrosalpenks genellikle rahim filmi ile, bazen de ultrason muayenesi sırasında tespit edilebilmektedir. Hidrosalpenks varlığında direkt  tüp bebek tedavisine  geçilmesi bir takım risklere neden olabilmektedir. Tüpün bu içi sıvı dolu şiş kısımlarının içindeki sıvı geri kaçış ile rahim içine geçerek tüp bebek tedavisi sonunda rahime transfer edilen embriyoların tutunmalarını zorlaştırabilmektedir. Bu nedenle özellikle büyük boyutta olan ve ultrason ile de gözlenebilen hidrosalpenkslerin tedavi öncesi çıkarılması önerilmektedir. Ultrason ile görülmeyen, fakat rahim filmi ile hidrosalpenks olduğu ortaya konan hastalarda ise önce laparoskopi yapılarak bu yapılar hakkında kesin fikir edinilebilir .Bu yapıların çıkarılmasında açık ameliyat yapılabildiği gibi genellikle laparoskopi denilen endoskopik bir ameliyat ile yaklaşım daha çok tercih edilmektedir. Laparoskopide anestezi altında göbekten bir iğne ile karın içine girilerek birtakım aletlerle bu yapılar çıkarılabilmektedir. Karın içinde çok yapışıklık olan hastalarda ise bu yapıların rahim ile olan ilişkisi laparoskopi sırasında kesilebilmektedir.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

PCOS NEDİR?

Polikistik over sendromu olarak adlandırılan ve halk arasında yumurtalıklarda birçok kist varlığı olarak tanımlanan durum genç kadınlarda %10 oranında, çocuk sahibi olmak isteyen kadınların da %25–45 oranında görülmektedir.

Bu tanımlamanın nedeni ise hastalardaki tipik ultrasonografi bulgusudur; yumurtalıkları bir gerdanlık şeklinde saran birçok folikül yan yana dizilmiştir. Ayrıca düzenli adet görememe şikayeti çok sıktır. Uzun aralıklarla  adet görme, bazı hastalarda ise adet görememe şikayeti söz konusudur. Aşırı kıllanma ve kilo artışı da sıklıkla eşlik eden bulgulardır.

Çocuk sahibi olmak amacıyla  infertilite merkezlerine başvuran kadınlarda en sık karşılaşılan sorunlardan biridir, çünkü bu kadınların yumurtalıklarında  düzenli yumurta gelişimi olmamaktadır. Aşırı kilo alımı ise tüylenme artışı ile birlikte  durumu daha da  olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle hastalarımıza ilk önerimiz kilo vermeleri yönündedir. Kilo vermeyi başaran ve boy/kilo indeksi 28 kg/m2’nin altına inen hastalarda  tedaviye olumlu yanıt oranı artmakta, hatta kendiliğinden gebelikler görülebilmektedir.

Bu hastalarda artmış insülin direnci  söz konusudur, insülin duyarlığını arttıran ilaçlardan biri olan metforminin kullanımı başarıyı arttırmaktadır.

Çocuk isteyen kadınlara yumurta gelişimini sağlayan ilaçların(klomifen sitrat, rec-FSH) uygun şekilde ve dozda uygulanması ile yüksek oranda gebelik elde edilmektedir. Başarılı olunamayan olgularda tüp bebek tedavisi de denenebilir.

Polikistik over sendromu olan kadınlarda ayrıca yıllar içinde tip 2 diabet gibi bazı önemli metabolik hastalıklar ile  kalp damar hastalıkları oluşma riski söz konusudur. Bu nedenle diyet  ve egzersiz ile boy/kilo indeksi   28 kg/m2’nin altında olan  ve insülin direncinin tedavi ile düzenlendiği hastalarda  bu risklerin çok azalacağı bilinmekte  ve sağlıklı bir yaşamın sürdürülmesi de mümkün olmaktadır.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

IVM (IN VITRO MATURASYON) VÜCUT DIŞINDA OLGUNLAŞTIRMA NEDİR? KİMLERE UYGULANABİLİR ?

IVM’ de kısa süreli  yumurtalıkları uyaran hormon ilacı uygulanması ile veya hiç ilaç kullanılmadan toplanan olgunlaşmamış yumurtaların dış ortamda (laboratuvarda) olgunlaştırılarak döllenmesi ve daha sonra uygun gelişim evresine ulaştığında rahim içine transfer edilmesi esasına dayanır. IVM  halen dünyada az sayıda merkezde uygulanmaktadır. 

En önemli kullanım alanı ilaçlara aşırı cevap veren polikistik over sendromlu kadınlardır. Bu durumda  ilaç kullanılmadan IVM ile tüp bebek yapılması ve böylelikle aşırı hassas yumurtalıklara sahip olan kadınlarda  ovarian hiperstimülasyon sendromu (OHSS) adı verilen sendromun da ortaya çıkmasını engellemek amacı ile ortaya atılmıştır.


Polikistik over sendromlu kadınlar tüp bebek tedavisinde kullandığımız yumurtalıkları uyaran ve gonadotropin adı verilen ilaçların etkisine aşırı hassas olup ovarian hiperstimülasyon sendromu (OHSS) adı verilen ve ciddi yan etkileri olabilen, bazen de hastaneye yatırılarak  tedavi gerektirebilen bir komplikasyona meyillidir.  İlaçlar ile yumurtalıklar uyarılmadan tüp bebek tedavisi yapıldığı zaman ise  OHSS riski ortadan kalkmaktadır.   IVM’in  üstünlüğü bu riskin ortadan kalkmasının yanında ilaç kullanımının olmaması(veya çok az olması) ve dolayısıyla maliyetlerin düşmesidir. Ama buna karşın IVM ile elde edilen gebelik oranları ilaç ile yapılan klasik tüp bebeğe oranla daha düşüktür.

Yukarıda bahsedildiği gibi IVM aslında çok kısıtlı bir hasta gurubunda kullanılması gereken bir uygulamadır. Özellikle yumurtalıklarının zayıf olması yüzünden defalarca deneme yaptırmış ama başarıya ulaşamamış ve ümitsizce her yeniliğin peşinden koşan tüp bebek hastalarının bu yöntemden başarı beklemesi pek doğru görünmemektedir.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

OBEZİTE (ŞİŞMANLIK) ÇOCUK SAHİBİ OLMAYI ETKİLER Mİ?

Vücut tartısının boya göre normalden fazla olması vücut kitle indeksi ile belirlenir.BMI:kg/m2 olarak hesaplanır.Bu değerin >30 kg/m2 olması durumunda kadınlarda  düzenli yumurta gelişiminin  olumsuz etkilenebileceği ifade edilmektedir. Tüp bebek uygulamalarında da bu olgularda yumurtalıkların hormon ilaçlarına cevabı  daha az  olmakta ve az sayıda folikül gelişmektedir.

Ayrıca yağ dokusunun vücuttaki dağılımı da önemlidir.Artmış bel /kalça çevresi oranı  yani santral (merkezi) obezite  bazı hormonal düzensizlikler  ve insülin direnci ile birlikte olduğunda gebe kalmayı da olumsuz etkiler. Bu duruma örnek olarak polikistik over sendromu verilebilir.Bu hastalarda düzenli yumurta gelişimi fazla kiloların verilmesi ile yeniden başlayabilmekte  ve kendiliğinden gebelikler de oluşabilmektedir.

Gerekirse endokrinolojik konsültasyonla ,diyetisyen eşliğinde yapılacak uygun diyet ve egzersiz ile kilo verdikten sonra tedaviye başlanması hem gebelik şansını arttıracak, hem de  hastaları  gebelikte oluşabilecek obeziteye bağlı  sorunlardan da koruyacaktır.Bunlar arasında hipertansiyon,gebelikte gözlenen  diyabet, iri bebek ,zor doğum ve doğum sonrası bebeğe ilişkin bazı sorunlar sayılabilir.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

METFORMİN KULLANIMI NE ZAMAN GEREKLİDİR?

Metformin  şeker hastalığının tedavisinde uygulanan  bir ilaç olmakla birlikte,  kadınlarda en sık infertilite nedenlerinden biri olan polikistik yumurtalık sendromunda da  (Bkz: PCOS)  insülin duyarlığını arttırmak amacıyla yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu hastalarda yüksek kan insülin düzeyleri, artmış insülin direnci, aşırı tüylenmeye yol açan yüksek androgen hormonları bu ilacın ortalama 2 aylık kullanımı sonrası düzelmekte; hastaların düzenli adet görmesi ve normal yolla hamile kalması da mümkün olabilmektedir.

Metforminin yemeklerle birlikte günde 3 kez 500 mg. veya  günde 2 kez 850 mg. alınması önerilmektedir. İlaca başlamadan önce karaciğer ve böbrek fonksiyonları kontrol edilmelidir. Oluşabilecek iştahsızlık, bulantı, ishal gibi yan etkiler genellikle bir hafta içinde azalır.

Metformin kullanımına  tedavi süresince ve  gebeliğin 8–10.haftalarına kadar devam edilmektedir. Bu ilacın kullanımı sonrası anormal bebek doğumuna ilişkin bilgi bulunmamaktadır.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

EMBRİYONUN İYİ GELİŞİM KRİTERLERİ NELERDİR?

Mikroenjeksiyon yada tüp bebek işleminden;

16-20 saat sonra (1.gün) döllenme tespit edilir.
48 saat sonra (2.gün) 3-4 hücreli embriyolar izlenir.
72 saat sonra (3.gün) 6-8 veya daha fazla hücre içeren embriyolar izlenir ve hücreler arası birleşme başlar.
4.günün sabahında hücre sayısı net sayılamamakta, morula dönemine ulaşan embriyolar oluşmaktadır.
5. veya 6. gündeki embriyoya blastosist adı verilir ve hücre sayısı 60’tan fazladır.

Bu kriterlere sahip olan embriyolar normal gelişen embriyolar olarak değerlendirilir.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

 

EMBRİYO TRANSFERİ VE ÖNEMİ NEDİR?
Tüp bebek tedavisinin son basamağı olan embriyo transferi önemli bir işlemdir. Ortalama olarak bir aya yakın süren tedavi sonucu geliştirilen embriyolar artık hastaya bu işlem ile transfer edilecektir. Embriyo transferinde temel prensip, embriyoların rahim içinde belirlenecek bölgeye mümkün olduğunca en az travma ile yerleştirilmeleridir. Uygun şartlarda yapılan embriyo transferi, tüp bebek tedavisinde başarıyı arttıran bir faktördür ve önemi göz ardı edilemez. Bu nedenle transferi gerçekleştirecek doktorun dikkati, özeni ve sabrı büyük önem taşımaktadır. Kullanılan kateter tipi ve transfer yapma tekniği de başarıda etkili diğer unsurlardır.

 

Sayfayı yukarı kaydır


TRANSFER EDİLECEK EMBRİYO SAYISI NASIL BELİRLENMEKTEDİR?
Transfer edilecek embriyo sayısı belirlenirken hem yüksek gebelik oranlarının elde edilmesi hedeflenmekte, hem de çoğul gebelik riskinin mümkün olabilecek en az düzeyde olması amaçlanmaktadır. Embriyo seçim kriterlerinin yetersizliği nedeniyle tüp bebek tedavisinin yapılmaya başlandığı ilk yıllarda çok sayıda embriyo transfer ediliyordu. Ancak zamanla yüksek teknolojik donanıma sahip merkezlerde, deneyimli ekiplerce seçilen protokol ve ilaçların en uygun dozlarda kullanımı, embriyoların doğal ortama yakın şartlardaki kültür ortamlarında geliştirilmeleri ve embriyoların seçim kriterlerinin daha iyi belirlenmesi ve özellikle blastosist dönemindeki embriyoların transferi rahime tutunma oranlarını arttırmıştır. Transfer edilecek embriyo sayısı kadın yaşı ve daha önce uygulanan başarısız tüp bebek denemeleri göz önüne alınarak, gelişen embriyoların kalitesi ve dönemine göre seçilmektedir. Merkezimizde transfer işlemi yapılmadan önce aileler ile görüşülerek bilgilendirme yapılmakta ve çoğul gebeliğin oluşturacağı riskler anlatılarak mümkün olduğunca iyi ve az sayıda embriyonun verilmesinin önemi vurgulanmaktadır. Merkezimizde uyguladığımız embriyo transfer stratejisi, sayı yeterli ise morula (4. gün) veya blastosist (5. gün) düzeyine ulaşmış 2 embriyonun rahim içine verilmesidir. Böylece üçüz ve üstü gebelikler dramatik olarak azaltılmaktadır. Ayrıca kadın yaşı çok genç ise ve tüp bebek uygulaması ilk kez yapılıyorsa, iyi kalitede blastosist varlığında tek embriyo transferi kolaylıkla planlanabilir.
 

Blastosist dönemindeki embriyolar


İlk Muayenede Kateter Provası Yapılıyor

Embriyo transferinin kolay yapılması amacıyla hastanın ilk muayeneye geldiği gün kateter ile transfer provası yapılmakta ve böylece muhtemel zor transferler için önlem alınmaktadır. Geçirilmiş cerrahi veya elektrokoter uygulamalarına bağlı olarak rahim ağzında daralma veya yer değiştirme oluşmuş olabilir. Bunun yanı sıra miyom basısı veya doğumsal anomali gibi nedenlerle de embriyo transferi zor olabilir. Transfer provasının başarısız olduğu bu gibi durumlarda tüp bebek tedavisine başlanmadan önce rahime girişi kolaylaştırmak için kısa süreli anestezi uygulayarak rahim ağzının bujiler yardımıyla genişletilmesi veya histeroskopik olarak incelenmesi ve problem saptanırsa düzeltilmesi sağlanmaktadır.
 

Sayfayı yukarı kaydır

Transfer katateri


Embriyolar Ultrason Rehberliğinde ve Dolu Mesane ile Transfer Ediliyor

Embriyoların rahim içinde verileceği en uygun yerin tespit edilmesi ve rahim içi zarına dokunulmaması açısından, embriyo transfer işleminin dolu mesane (idrar torbası) ile ve ultrasonografi eşliğinde yapılması tercih edilmektedir. Bu şekilde rahim ağzı ve rahim arasındaki açı tespit edilerek, transfer kateterinin izleyeceği yol belirlenmekte ve işlemin daha az travmatik olması sağlanmaktadır. Yüksek çözünürlüğü olan ultrason kullanımı da transfer işleminin daha iyi görülmesini sağlayarak başarıyı olumlu etkilemektedir. Mesanenin dolu olması transfer işlemini kolaylaştırmaktadır. Rahimin öne doğru bir eğimi varsa rahim ve rahim ağzı arasındaki açıyı azaltmakta ve böylece rahimi düzleştirerek transfer kateterinin geçişini kolaylaştırmaktadır. Mesanenin çok dolu olması hastayı rahatsız eden bir durumdur. Transfer işlemi için bekleyen hastalarımızın bu huzursuzluğu yaşamaması için hemşirelerimiz tarafından doluluk oranı ultrasonografi ile sık olarak kontrol edilmekte ve gerekirse mesanenin kısmen boşaltılması sağlanmaktadır.


Sayfayı yukarı kaydır

 

Embriyo Transfer İşlemi Ağrısızdır ve Anestezi Gerektirmez
Transfer işlemi sırasında rahim ağzında bulunan mukus steril bir çubuk ile temizlenir, ince ve yumuşak bir kateter yardımı ile embriyolar rahim içerisine bırakılır. Kullandığımız kateterlerin uçları ultrason ile gözlenebildiği için embriyoların rahim içinde bırakılacağı bölge net olarak tespit edilebilmektedir. Transferde yumuşak kateter tercih edilmesi, rahim ağzında kanama riskini de azaltmaktadır. Embriyo transferi nazik bir şekilde yapıldıktan sonra kateter yavaşca çıkarılır ve mikroskop altında bakılarak embriyoların tümünün transfer edildiği kontrol edilir.

Sayfayı yukarı kaydır


Transfer Sonrası Uzun Süreli Yatak İstirahati Gebelik Şansını Artırmaz

Embriyolar rahime yerleştirildikten sonra yarım saatlik dinlenme yeterlidir. Daha uzun süreli yatak istirahatının gebelik şansını arttırıcı etkisi olmadığı saptanmıştır. Hastalarımıza ilk 24 saatte fiziksel aktiviteden kaçınmalarını öneriyoruz. Daha sonraki gün ise normal yaşama dönülmesi mümkündür, hasta çalışıyorsa işine devam edebilir. Embriyo transferi sonrası 12. günde kanda gebelik testi yaptırılır. Gebelik sonucunu alıncaya kadar spor, ağır iş, ağır yük kaldırma gibi aktivitelerden kaçınılmasını öneriyoruz. Araba ve uçak yolculuğu ise yapılabilir. Seyahat edilmesinde sakınca bulunmamaktadır.

 

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

EMBRİYOLARI BLASTOSİST DÖNEMİNE KADAR BEKLETMEYE NASIL KARAR VERİLİR, YARARLARI NELERDİR?

Elde edilen yumurta sayısı, kalitesi, döllenmiş yumurtanın (zigot) özellikleri, embriyonun günlük gelişme ve bölünme hızına göre embriyoları 3.günden daha sonraki günlere kadar  büyütebilmek mümkündür. Doğal gebeliklerde embriyonun rahim içine ulaştığı dönem blastosist dönemidir. Rahim içi bu dönemdeki embriyoyu daha rahat kabul etmekte ve embriyo-rahim içi uyumluluğu bu dönemde en yüksek düzeye ulaşmaktadır. Bu nedenle blastosist dönemine ulaşmış 5. veya 6. gün embriyolarının transferi hem rahim içi tutunmayı arttırmak, hem de daha az sayıda embriyonun rahim içine yerleştirilmesine imkan sağlanarak çoğul gebelik riskinden korunmak amacı ile uygulanabilir.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

GENETİK TANI AMAÇLI BİYOPSİ İŞLEMİNİN EMBRİYONUN İLERİ GELİŞİMİNE ZARARI VAR MIDIR?

Biyopsi işlemi embriyonun 7 veya daha fazla hücre (blastomer) içerdiği dönemde uygun teknik şartlarda ve tecrübeli kişiler tarafından yapıldığı zaman embriyonun ileri gelişimine zarar vermemektedir.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

TRANSFER EDİLMEDEN ÖNCE EMBRİYOLARA İŞLEM YAPILIYOR MU?

Embriyoların gelişiminin 3. gününde "Assisted Hatching" ( traşlama, soyma ) işlemi rutin olarak kullanılmaktadır. Bu işlemi 35 yaş üzeri, bazal hormon değerleri yüksek olan, önceki uygulamalarda iyi embriyo transferine rağmen gebelik oluşmayan ve yumurtanın zarının kalın olduğu durumlarda, içerisindeki istenmeyen artıkların temizlenmesi gereken olgularda ve genetik araştırma yapılması için biyopsi alınacak vakalarda uygulanmaktadır.

Sayfayı yukarı kaydır

 

LAZER YÖNTEMİ NEDİR ? SİZDE KULLANILIYOR MU?

Embriyoyu çevreleyen zarın inceltilmesi işlemi sırasında mekanik işlemler ve asitle birlikte lazer cihazı da dış cidarının tıraşlanması amacı ile uygulanmaktadır. Merkezimizde  lazer cihazı 1998 başından itibaren kullanılmaktadır. Lazer kullanımının diğer yöntemlere üstünlüğü gösterilememiştir.

Sayfayı yukarı kaydır

 

TRANSFER EDİLEN EMBRİYOLARIN İYİ KALİTEDE OLMASINA RAĞMEN TUTUNAMAMA SEBEPLERİ NELERDİR?

İyi kalitede 2-3 embriyo transferine rağmen tekrarlayan başarısızlıklarda  daha ileri tetkikler ile çiftler araştırmalıdır. Kadın ve erkeğin genetik incelemesinin yapılması, endokrin  hastalıkların araştırılması(diabet ,tiroid fonksiyon bozuklukları v.b.) , kanda pırtılaşmayı artırıcı faktörlerin varlığı, rahim içinin histeroskopi veya histerosalpingografi (rahim filmi) ile değerlendirilmesi gibi. Fakat yaklaşık %20-25 hasta grubunda herhangi bir neden saptanamaz. Araştırılan faktörlere rağmen bir neden bulunamayan olgularda daha ileri immünolojik incelemeler (her iki partner için de ) gerekmektedir.

Sayfayı yukarı kaydır

 

EMBRİYOLAR DONDURULABİLİYOR MU?

Merkezimizde embriyoların dondurulma işlemi, transfer için gerekli olan sayıdan daha fazla ve iyi kalitede embriyo elde edilmesi durumunda uygulanmaktadır. Transfer edilen embriyolar ile benzer kalitede en az 3-4 adet embriyonun daha mevcut olması durumunda dondurma işlemi yapılmaktadır. Ayrıca yumurtalıkların tedaviye aşırı cevap verdiği , ciddi OHSS yani ovarian hiperstimülasyon sendromunun  gelişme riskinin  yüksek olduğu durumlarda ve tedavi sırasında endometriuma(rahim iç zarı) ilişkin , gebelik şansını azaltabilecek önemli bir sorun saptandığında embriyoların tümü dondurulabilir(total freezing).Yapılacak uygun tedavi sonrası  dondurulan bu embriyolar rahim içi hazırlanarak tansfer edilir.

Embriyolar l. ve 5. günler arasında dondurulmaktadır. Dondurulan embriyolar merkezimizde, Sağlık Bakanlığı'nca yayınlanan yönetmelik gereğince 3 yılı geçirmemek şartıyla saklanmaktadır.

Sayfayı yukarı kaydır

 

TÜP BEBEK TEDAVİSİNDE CİNSİYET BELİRLEYEBİLİR MİYİZ?

Hayır; bu yöntem Türkiye'de kanunlarla kesin olarak yasaklanmıştır. Ancak cinsiyete bağlı geçiş gösteren kalıtımsal hastalık durumu söz konusu olabilir. Bu durumda PGT ile cinsiyet tayini yapılabilir.

Sayfayı yukarı kaydır

 

SPERM ÖRNEĞİ EVDEN VEYA DIŞARIDAN GETİRİLİRSE RİSK OLUŞUR MU?

Örneğin verildiği andaki jel kıvamından sıvı duruma geçmesi vücut ısısında (37°) daha hızlı ve sağlıklı olmaktadır. Sperm hareketliliği vücut ısısında gerçek değerini gösterdiği için en doğru değerlendirme dışarıda bekletilmemiş örneğe yapılabilmektedir. Normal şartlarda merkezimizde hazırlanmış olan özel bir odada verilecek sperm örneği oda ısısında 20 dakika bekletildikten sonra değerlendirilmektedir. Çok zorunlu hallerde örnek evden getirilecek ise koltuk altı veya avuçlar arasında, vücut ısısında tutularak, 10 dakikayı aşmayacak sürede merkeze ulaştırılmalıdır.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

 

SPERM DEĞERLENDİRMESİ NASIL YAPILIR?

Meni örneği 3-4 günlük bir cinsel perhiz sonunda temiz bir cam ya da plastik kaba, dışarı kaçırmadan ve tercihen masturbasyon yöntemi ile alınmalıdır . Örneklerin 2 saat içinde incelenmeleri gerekir. 2-3 haftalık aralıklarla en az 2 sperm örneği almak ve birbirlerini destekleyen örnekleri temel almak en doğru yöntemdir. Normal bulunan örneklerde tekrara gerek yoktur.

Semen analizi WHO referans değerleri:

       Volüm:                          ≥ 2.0 ml.

       pH                                ≥ 7.2

       Sperm yoğunluğu:        ≥ 20 milyon/ml.

       Total sperm                  ≥ 40 milyon

       Motilite (hareket)         ≥  % 50 ( a+b motilite) ya da % 25 ( a motilite)

       Morfoloji (şekil)           ≥  % 15  (strikt kriter)

       Vitalite(canlılık)           ≥  % 75

       Lökosit                         <  1 milyon

       MAR testi(Partiküllere yapışıklık gösteren sperm oranı)  < % 50

       IBT          (Partiküllere yapışıklık gösteren sperm oranı)   < %50

 

Sperm hareketliliği 4 grupta sınıflandırılır

+4 :İleriye doğru hızlı hareket  (a)

+3 :Yavaş,doğrusal olmayan hareket  (b)

+2 :Yerinde hareket (c)

+1 :Hareketsiz (d)

 

Spermin hareketi, özellikle orta kısım ve kuyruğun anatomik ve fonksiyon açısından sağlam olması ile ilişkilidir.Enfeksiyonlar,kuyrukla ilgili anormallikler,varikosel,alkol,antisperm antikorlar,immotil silia sendromu gibi hastalıklar sperm hareket bozukluğuna sebep olabilir.

Sperm sayı ve hareketi kadar morfolojisi de döllenme için önemlidir.Normal şartlarla döllenmenin olması için normal şekildeki sperm yüzdesi ortalama % 30 bulunmuş, % 15 in altına düşmesi halinde dölleme hızının azaldığı görülmüştür. IVF tedavisinde normal sperm oranı % 14 ün üzerinde iken döllenme oranı  % 88, % 4-14 iken % 63, % 4 ün altında ise % 7.6  oranındadır.

Semen analizi sonuçlarına göre 4 değişik durum ile karşılaşabiliriz:

       1. Tüm parametreler normal

       2. Azoospermi (spermatogenetik elemanların olmaması,örnekte sperm bulunamaması)

       3. Sperm sayı, motilite ve morfolojisinde yaygın anormallikler

       4. Seminal özelliklerden birine spesifik izole problemler.

Sayfayı yukarı kaydır

 

ARKA ARKAYA 2. VEYA 3. SPERM ÖRNEĞİ ALINMASINA BAZI DURUMLARDA NEDEN GEREK DUYULUYOR?

Sperm sayısının çok yetersiz bulunduğu vakalarda daha fazla sperm elde etmek için bazen birden fazla numune alınması gerekebilir. İlk örnekte sperm taşıyıcı kanallarındaki (vaz deferensler) spermler alınmaktadır. İkinci örnekte ise epididimal kanallardaki daha az beklemiş spermin elde edilmesi mümkündür. Daha yüksek oranda hızlı hareketli sperm elde edilmesi ihtimali ile ikinci veya nadiren üçüncü örneğe ihtiyaç duyulmaktadır. Bu uygulama sperm sayısı ve hareketliliği çok kısıtlı olan erkeklerde yapılmaktadır.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

 

SEMEN ÖRNEĞİ VERİRKEN EJAKÜLATIN BİR KISMI KAYBEDİLİRSE DEĞERLENDİRME AÇISINDAN RİSK OLUŞTURUR MU?

Verilen meni örneğinin ilk kısmı daha fazla sperm hücresi içerdiğinden çok önemlidir. Eğer örneğin ilk kısmı sperm verme esnasında dışarıya akar veya kaybedilir ise bu durum laboratuar görevlilerine mutlaka iletilmeli, mümkünse örnek verme işlemi tekrarlanmalıdır.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

SPERM ÖZELLİKLERİ VE SAYISI NEDEN FARKLI ZAMANLARDA DEĞİŞİKLİK GÖSTERMEKTEDİR?

Semen parametrelerini etkileyen bir çok faktör vardır. Geçirilen hastalıklar, kullanılan ilaçlar, kimyasal ve çevresel faktörler sperm özelliklerini etkilemektedir. Bu nedenle hastanın vereceği bilgi doğrultusunda gerekirse  3-4 hafta ara ile en az iki sperm örneğinin değerlendirilmesi ve bu örneklerin ortalamasına göre karar verilmesi merkezimizde benimsenmiş olan yöntemdir.

Sayfayı yukarı kaydır

 

SPERM TETKİKİNDE SPERM SAYISININ ÇOK AZ OLMASI VEYA SPERM BULUNMAMASI DURUMUNDA NE YAPILMAKTADIR?

Öncelikle ürolog tarafından erkek değerlendirilir. Gerekli olan hormonal ve genetik inceleme (kromozom analizi, Y kromozomu  mikrodelesyonu, CFTR mutasyonu gibi) yapıldıktan sonra kadının tedavi için hazırlanması aşamasına geçilir. TESE, TESA, MESA, PESA sperm elde etmek için uygulanacak yöntemlerdir. Üreme hücrelerine rastlanmamışsa tedaviye son verilir.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

SEMEN ANALİZİNDE HİÇ SPERM BULUNMAYAN HASTALARDA NEDENLER NELERDİR?

"Azospermi" dediğimiz semende hiç sperm çıkmaması durumunda genel olarak iki türlü neden olabilir:

1-      Testiste sperm yapımı azalmıştır veya yoktur .

2-      Sperm yapımı vardır , ancak çıkısı sağlayan kanallarda problem mevcuttur.

Bu iki neden hastanın muayenesi ve hormon incelemeleri sonucunda tespit edilebilir. Son        yıllarda erkek kısırlığında yeni genlerin öneminin ortaya çıkmasıyla genetik inceleme çok önem kazanmıştır.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

TESTİKULER SPERM YAPIM AZLIĞINA BAĞLI KISIRLIK OLGULARINDA TEDAVİ NASIL UYGULANMAKTADIR?

Beyinden salgılanan ve sperm yapımını sağlayan hormon düzeyi yüksek ve testis boyutları küçük olan hastalarda testisten sperm bulunarak mikro enjeksiyon yöntemi ile biyolojik olarak baba olmaları mümkündür. Merkezimiz Türkiye’de testis spermi kullanarak ilk gebelik ve canlı doğumu gerçekleştirmiştir. Geçmişte  çoklu biyopsi yöntemi ile rastgele testisin çeşitli bölgelerinden dokular alınarak sperm bulunmaya çalışılıyordu. Merkezimizde yine Türkiye’de önderliği yaparak ,mikroskop altında yeni bir cerrahi yöntemle testis sperm araştırması yapmaktayız. Dünyada ilk olarak NY Cornell Tıp Fak. uygulanan bu yöntemi başarı ile merkezimizde uygulamaktayız. Yeni operasyon tekniğinde testisin tek bir kesi ile tamamen açılması ve dokunun mikroskop ile 20 kat büyütülerek sperm yapımı olan bölgelerin tespiti ve o bölgelerden doku örneklerinin alınması şeklinde yapılmaktadır. Dolayısıyla eskiden uygulanan  yönteme göre  başarı şansı daha yüksektir ve daha fazla sayıda sperm elde etmek  mümkün olmaktadır. Hastanın doku kaybı mikro cerrahi yöntemde çok az olmaktadır. Bu da operasyondan testislerin en az zarar görmesini sağlayarak, testislerin testosteron hormon salınımını minimal etkilemektedir. Mikroskop altında yapılan mikrocerrahi yöntemin diğer bir avantajı testis dokusunu çevreleyen kapsüldeki damar yapısının görülerek, testisi besleyen damarlara zarar vermeden kesi yapılmasıdır. Bu operasyon böylece  olası komplikasyonları minimal düzeye indirgemektedir.

Eski operasyon yöntemi ile başarılı olunamamış ve  bazı genetik veya yapısal nedenlere bağlı sperm yokluğu olan hastalarımızda bu yöntemle %55-65 gibi yüksek oranlarda sperm bulmaktayız.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

MİKRO TESE NEDİR?

Toplumda çocuğu olmayan çiftlerde erkek kısırlığı bu oranın yaklaşık yarısını oluşturur. Bir başka deyişle infertil çiftlerin yaklaşık yarısında erkek faktörü sorun olabilmektedir. Azospermi (hiç sperm olmaması), retrograd ejekülasyon (geriye doğru spermlerin boşalması) gibi erkege bağlı olgular yanında kadına ait yaş faktörü gibi durumlarda beklenmeden tedaviye başlamak gerekebilir.

Tüp bebek tedavisi  erkeklerin menisinde sperm olmasa da çocuk sahibi olmasına olanak vermiştir. Ancak bu işlemin yapılması, hastanın testislerinde sperm üretiminin az da olsa varlığını gerektirir. Yani spermlerin hastanın testislerinden elde edilmesi gerekir. Testislerden sperm elde edilmesi hastanın durumuna göre farklı metodlar uygulanarak yapılır.

Semen analizinde hiç sperm saptanmayan erkeklerde testis biyopsisi uygulanabilir. Bu işlemle sperm yokluğunun sebebinin ne olduğu ortaya konulur. Diğer bir deyişle bu yöntemle spermin testiste yapılamadığı için mi, yoksa tıkanıklık nedeniyle  mi semende görülemediği ortaya konulur.

TESE sperm yapımında şiddetli bozukluk olan olgularda testisin içindeki sperm üreten küçük odakları bulmak için başvurulan bir yöntemdir. Testisten birkaç odaktan birkaç milimetre boyutunda parçalar alınarak sperm varlığı araştırılır.

Mikrotese ise mikroskop altında sperm üretilen tüplerden sperm bulma işlemidir. Bu yöntemle tıkanıklığa bağlı olmayan yani sperm yapımında problem olan olgularda  %36-%68 arasında sperm bulma şansı vardır.

Mikrotese yöntemi ile daha az testis dokusu ile her biyopside sperm bulma şansı artar. Merkezimizde azospermi olgularında mikrotese ile %55 oranında sperm bulabilmekteyiz.  Yani klasik TESE işlemine göre bu şans daha yüksektir. Ayrıca diğer bir avantajı biyopsi yapılırken testis dokusu bölgesindeki damar yaralanmalarını en aza indirir ve küçük parçalarda embriyoloğun daha kolay sperm bulmasına yardımcı olur.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

MİKROSKOP EŞLİĞİNDE TESTİSTEN SPERM BULMA (MICRODISSECTION TESE) İŞLEMİNDEN SONRA HASTA NE KADAR DİNLENMEK ZORUNDADIR?

Operasyondan sonra hasta genel anestezi aldığından 2-3 saat gözlem altında tutulduktan sonra evine gönderilmektedir. İşlemden 2 gün sonra pansuman ve kontrol yapılır. Ortalama 7 gün aşırı bedensel aktiviteden, uzun yolculuk, uzun sure araba kullanmak gibi durumlardan kaçınmaları tavsiye edilir. 15 gün cinsel aktivitede bulunulmamalıdır.

Sayfayı yukarı kaydır

 

CERRAHİ YÖNTEMLE SPERM ALMA İŞLEMİNDE GENEL ANESTEZİ KULLANILIYOR MU?

Testisten sperm bulma işlemi lokal ve genel anestezi altında olmak üzere iki şekilde uygulanabilir. Lokal anestezi ile yapılan uygulamalar iğne ile testisten sperm elde etme (PESA-TESA) veya küçük bir kesi ile testis dokusunun çıkarılması (TESE)dır. Bu yöntemler testiste sperm yapımından emin olunduğunda ve tıkanıklığa bağlı olarak menide sperm görülmemesi durumlarında seçilebilecek yöntemlerdir.

Merkezimizde testiste sperm yapımı bozukluğu ile menide sperm görülmeyen hastalara “mikroskop eşliğinde testisten sperm bulunması işlemi” (Microdisection TESE) uygulan-maktadır. Bu yöntemle yapılan operasyonda genel anestezi kullanılmaktadır. Operasyon mikroskobu kullanıldığında hastanın uzun süre hareketsiz olarak yatması lokal anestezi ile güç olduğundan genel anestezi tercih edilmektedir.

Mikroskop eşliğinde yapılan operasyonun daha önce uygulanan çoklu testis biyopsi yöntemine göre birçok üstünlükleri vardır. Operasyon mikroskobu ile x20 büyütmede testis içerisindeki yapılar çok detaylı bir şekilde incelenerek sperm yapımı olan bölgelerden örnek toplanmaktadır. Testis kesisi sırasında mikroskop ile damarlanmanın az olduğu bölgeler seçilerek kesi yapılır, bu da operasyon sırasında meydana gelecek kanamayı en aza indirir. Ayrıca testisin beslenmesini sağlayan damar yapısının korunmasını sağlar. Çok az doku çıkarıldığından (çoklu biyopsiye göre 70 kat az) kanda testosteron hormon seviyesinde azalmaya neden olmaz.

 

Sayfayı yukarı kaydır

 

ERKEK KISIRLIĞINDA GENETİK İNCELEMENİN ÖNEMİ:

Son yıllarda genetik alanında ilerlemeler erkek kısırlığının nedenleri hakkında çok önemli bilgiler elde etmemizi sağlamıştır. Seks kromozomlarından Y kromozomu üzerindeki genlerdeki silinmeler  vücut yapısı ve fonksiyonları normal olmasına rağmen, testiste sperm yapımının azalması veya hiç sperm yapılmaması gibi duruma yol açmaktadır. Aynı şekilde yine seks kromozomlarındaki sayı anomalileri ,örneğin en sık görülen 47 XXY Klinefelter sendromu gibi genetik hastalıklarda  da testis gelişimi yetersiz kalmış ve sperm yapımı azalmış olabilir. Ayrıca testislerden sperm taşıyan kanalların doğuştan olmaması halinde testiste normal sperm üretimi olmasına rağmen çıkış imkanı olmadığı için menide sperm görülmez. Bu da genetik olarak Konjenital Bilateral Vas Deferens Agenezisi (CBAVD) denilen bir hastalığa bağlıdır.

Merkezimizde erkek infertilitesi için dünyada uygulanan tüm genetik incelemeler yapılmaktadır.

Sayfayı yukarı kaydır

 

SPERM FISH VE TUNEL TEST NEDİR?

Tekrarlayan düşükleri olan çiftlere veya spermde morfolojik kusuru olan hastalara  uygulanabilen tanısal testlerdir. Sonuçları açısından farklı değerlendirilirler. Sperm FISH uygulamasında hazırlanan spermler Floresan boya ile işaretlenerek bazı kromozomlar açısından incelenir. Burada amaç spermlerin ne oranda genetik materyal açısından hatalı olduğunu belirlemektir. Eğer bu oran artmış ise uygun spermlerin seçimi tek başına yeterli olamayacak, beraberinde embriyoların genetik olarak taranması gerekecektir.

TUNEL test ise spermdeki genetik materyalin kromozomal bozukluğunu değil, ipliksi yapının (kromatin) bütünlüğünü inceler. Bazen sperm sayısal olarak normal olsa dahi çeşitli etkiler nedeniyle kısmi veya tam dejenerasyon gösterebilir, bu test ile böyle bir durumun varlığı belirlenebilir. Bu durum TUNEL testi ile belirlenmişse, spermdeki DNA fragmantasyonuna (genetik materyaldeki parçalanma) testis dışındaki kanallarda yol açabilecek  olumsuz etkiler araştırılmalıdır ve bazen gerekli durumlarda TESE işlemi uygulanabilir.

Sayfayı yukarı kaydır

 

ICSI UYGULAMASINDA DE NOVO (YENİ OLUŞUM) KROMOZOMAL BOZUKLUK RİSKİ ARTIYOR MU?

ICSI yani mikroenjeksiyon uygulaması şekil, hareketlilik gibi kriterlerle seçilen spermin yumurta içerisine mekanik olarak verilmesiyle yapılır. Bu durum, döllenme için doğal olarak gerçekleşmesi gereken bazı basamakların atlanmasına neden olur ve embriyolarda anne veya babadan kalıtılmayan yeni kromozomal bozuklukların oluşumuna neden olabildiği düşünülmektedir. Bu bozukluklar 23 çift kromozomda sayısal veya yapısal olarak ortaya çıkabilir. Sayısal bozukluklarda kromozomların tek kalması (monozomi) veya üç tane olması (trizomi) gözlenebilirken, yapısal bozukluklar kromozomlar arası parça değişimi (translokasyon), mikrodelesyon, duplikasyon olarak gözlenir. Ancak bu problemlerin büyük kısmı gebeliğin erken döneminde düşükle sonlanabilir ve pek azı canlı doğuma ulaşır. Düşüklerin nedenleri arasında genetik bozukluklar önemli bir yer tutar ancak bunun haricinde de birçok etken vardır. Günümüzde mikroenjeksiyon uygulamalarının minor doğumsal kusurları artırıp artırmadığı tartışılmaktadır. 

Sayfayı yukarı kaydır

 

PREİMPLANTASYON GENETİK TANI İŞLEMİ NEDİR VE HANGİ ÇİFTLERDE UYGULANMAKTADIR VE AVANTAJLARI NELERDİR?

Günümüzde genetik hastalıklar gebelik sırasında veya doğumdan sonra tanımlanabilmektedir. Ancak bebekteki muhtemel genetik hastalıklar ultrasonografi, amniosentez gibi yöntemler ile gebeliğin ancak dördüncü ayında belirlenebilmekte ve ciddi bir anormallik saptanması durumunda gebelik 5. ay civarında sonlandırılmaktadır. Bu durum anne ve baba adayını psikolojik ve fiziksel olarak çok olumsuz etkilemektedir.

Son yıllarda genetik bilimindeki gelişmeler henüz gebelik oluşmadan, tüp bebek yöntemleriyle laboratuvar ortamında geliştirilen embriyolar üzerinde genetik inceleme yapılmasına ve seçilmiş olan sağlıklı embriyoların anne adayının rahimine yerleştirilmesine imkan tanımaktadır. Bu yönteme gebelik öncesi genetik tanı (Preimplantasyon Genetik Tanı-PGT) adı verilmektedir.

Gebelik öncesi genetik tanı, anne ve baba adayından elde edilen yumurta ve sperm hücrelerinin laboratuvar ortamında döllendirilmesi sonucu gelişen embriyolardan bir adet hücre alınması ile gerçekleştirilmektedir. Genetik tanı için Floresence İn Situ Hibridizasyon (FISH) veya Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PCR) adı verilen özel yöntemler kullanılmaktadır. Doğacak bebekte monozomi veya trizomi (Down sendromu ve diğer trizomiler) gibi sayısal kromozom bozukluklarının ve tek gen hastalıklarının (Hemofili, Akdeniz anemisi, kistik fibrozis, muskuler distrofiler gibi) tanısı PGT ile mümkündür. Böylece hastalık taşımayan, sağlıklı embriyoların anne adayına transferi ile sağlıklı bebeklerin doğması sağlanmaktadır.

Gebelik öncesi tanı:

·       Genetik veya kalıtsal bir hastalık taşıyıcılığı bulunan çiftlerde,

·       Daha önce genetik hastalığı olan çocuk veya çocuklara sahip çiftlerde,

·       HLA genotyping (doku tiplemesi) yapılması amacı ile,

·       Genetik predispozisyon(eğilim) gösteren hastalıkların tanımlanmasında

·       Yardımcı üreme teknikleri için kabul edilmiş ileri yaş grubundaki kadınlarda (37 yaş ve üzeri),

·       Tekrarlayan erken gebelik düşükleri olan çiftlerde,

·       Çok sayıda uygulanmasına rağmen yardımcı üreme teknikleri ile gebelik elde edilememiş veya düşüklerle gebeliklerini kaybetmiş olan çiftlerde,

·       Şiddetli erkek kısırlığı ile birlikte görülen kromozom bozuklukları veya genetik hastalıklarda uygulanmaktadır.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

TALASEMİ, HEMOFİLİ VB HASTALIKLAR DA PGT NİN ÖNEMİ NEDİR VE EMBRİYOLARDA DOKU TİPLEMESİ YAPILMASI MÜMKÜN MÜDÜR?

Bireyler, taşıdıkları kalıtsal hastalığı değişik oranlarda çocuklarına aktarırlar. Bu nedenle genetik hastalıkların çiftlerde ve embriyolarda belirlenmesi çiftlerin sağlıklı çocuk sahibi olabilmesi için önemlidir. Günümüzde DNA analizi yöntemi ile çok sayıda kalıtsal hastalığın henüz embriyo düzeyinde iken tanımlanması mümkün hale gelmiştir. Kalıtsal bir hastalığa neden olan genetik bozukluğun tanımlanması için hastalığa neden olan genin yapısının belirlenmiş olması gerekmektedir. Yapılan araştırmalar sonucu B-talasemi, Hemofili, Kistik Fibrosis, Orak Hücre Anemisi, Muskuler Distrofiler, Frajil X gibi hastalıklara sebeb olan bir çok genin yapısı belirlenmiş ve bunların genetik tanısına yönelik yöntemler geliştirilmiştir.

Bu yöntemle merkezimizde, öncelikle anne baba ve varsa hasta çocuklara ait kan örneklerinde genetik bozukluğun gösterilmesi için genetik analizler yapılır. Sonrasında kalıtsal hastalık taşıyıcısı olan çiftlerin tüp bebek yöntemi ile elde edilen embriyolarından alınan hücrelerde hastalığa neden olan genetik yapı özel yöntemlerle çoğaltılmakta ve taranan hastalığa ait gen bölgesi DNA analizi yöntemi ile tanımlanabilmektedir. Sonuçta, kalıtsal hastalığı taşıyan embriyolar elenirken sağlıklı embriyoların transferi ile genetik hastalık taşımayan çocukların dünyaya gelmesi sağlanabilmektedir. Yapılan araştırmalar sonucu B-talasemi, Kistik Fibrosis, Orak Hücre Anemisi, Hemofili, Muskuler Distrofiler, Frajil X gibi hastalıklara sebeb olan bir çok genin yapısı belirlenmiş ve bunların genetik tanısına yönelik yöntemler geliştirilmiştir.

Ayrıca; B-talasemi, Fanconi anemisi ve lösemi gibi hastalıklarda, DNA dizi analizi yöntemi ile sağlıklı embriyoların saptanmasının yanısıra HLA genotyping (doku tiplemesi) işlemi de aynı anda uygulanabilmekte ve embriyoların doku tipi belirlenebilmektedir. HLA genotyping yöntemiyle talasemi veya lösemi hastalığı saptanmış çocuklara sahip ailelerde, anne ve baba ile çocuğa ait doku tiplerinin belirlenmesinden sonra, hastalığı taşımayan embriyolar içerisinden doku tipi hasta çocuk ile uygun olan embriyolar seçilebilmektedir. Bu şekilde elde edilen sağlıklı gebelikler, sağlıklı doğan çocukların kordon  kanı ve kemik iliğinin kullanılması ile hasta çocuklar için tedavi sağlayıcı olmaktadır. Bu yöntemle aile prenatal tanı işlemi sonrasında uygulanan gebelik sonlandırılmasına bağlı tıbbi ve psikolojik travmalardan da korunmaktadır. Ayrıca; gebelik öncesi tanı, hasta kişilerin yaşam boyu karşılaştıkları sağlık problemleri, hastalıkların tedavisindeki güçlükler ve yüksek tedavi maliyetleri nedeniyle ailelerin sağlıklı çocuk sahibi olmalarını sağlaması ve hasta kişiler için tedavi olanağı sunması nedeniyle çok önemli bir tekniktir.

Günümüzde yapılmakta olan çalışmalar sonucunda hastalıkların genetik yapısının belirlenmesiyle birlikte çok daha fazla sayıda hastalığın embriyolarda tanımlanması mümkün olacaktır.

Sayfayı yukarı kaydır

 

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

 

GEBELİK OLUŞMADAN ÖNCE GENETİK PROBLEMLER KONUSUNDA ALINABİLECEK ÖNLEMLER VAR MI?

Evet. Preimplantasyon Genetik Tanı yöntemi bu amaçla uygulanmaktadır. Bu yöntemle kalıtsal hastalıklar yönünden riskli ailelerde tüp bebek işlemi uygulanarak elde edilen embriyolar incelenip hastalık taşımadığı saptanan sağlıklı embriyolar transfer edilmektedir.Kadın yaşının ileri olması ile (35-45) başarı oranı azalmakta, gebelik elde edildiğinde ise düşükle sonlanabilmektedir. Yaşla birlikte yumurtalarda kromozom bozukluklarının artması sebebiyle tüp bebek tedavisi yapılacak olan çiftlerden elde edilen embriyolar üçüncü güne ulaştıklarında biyopsi yapılmaktadır. Elde edilen bir veya iki adet hücrenin moleküler tanı yöntemleri kullanılarak birkaç saat içinde değerlendirilmesini takiben sağlıklı embriyolar ayrılmakta ve transfer edilmektedir. Yaşla birlikte en çok artış gösteren ve yaşamla bağdaşabilen kromozom bozuklukları (Trizomi 13,16,18,21,22,15,17 ve X,Y ) hakkında bilgi vermektedir. Bu yöntemle yeterli embriyo elde edilen ileri yaş kadınlarda gebelik oranı arttırılabilmekte ve düşük riski azaltılmaktadır.

Sayfayı yukarı kaydır

 

EMBRİYOLARDA GENETİK İNCELEME KİMLERE ÖNERİLMEKTEDİR?

Tüp bebek programına alınan her çiftte embriyoların genetik olarak incelenmesine gerek duyulmamakta, buna karşın belirli özelliklere ve risklere sahip olan çiftlerde bu inceleme önerilmektedir. Bu özellikler şu şekilde sıralanabilir:

1. Genetik veya kalıtsal bir hastalık taşıyıcılığı bulunan çiftlerde,
2. Daha önce genetik hastalığı olan çocuk veya çocuklara sahip çiftlerde,
3. Yardımcı üreme teknikleri (tüp bebek) için kabul edilmiş ileri yaş grubundaki kadınlarda (37 yaş ve üzeri)
4. Tekrarlayan erken gebelik kayıpları-düşükleri olan çiftlerde,
5. Bir çok kez yardımcı üreme teknikleri uygulanmasına rağmen gebelik elde edilememiş veya düşüklerle gebeliklerini kaybetmiş olan çiftlerde,
6. Şiddetli erkek kısırlığı ile birlikte görülen kromozom bozuklukları veya genetik hastalıklarda,
7. HLA genotyping (doku tiplemesi) yapılması amacı ile,
8. Genetik predispozisyon gösteren hastalıkların tanımlanması için.

Sayfayı yukarı kaydır

  

 

PREİMPLANTASYON GENETİK TANININ AVANTAJLARI NELERDİR?

1. Ailelerin sağlıklı çocuk sahibi olmaları sağlanmaktadır.
2. Aile, gebelik sonlandırılmasına bağlı tıbbi ve psikolojik travmalardan korunmaktadır.
3. Talasemi gibi hastalıklarda doku tiplemesi ile doğacak olan bebek ailenin hasta çocukları için tedavi imkanı sağlamaktadır.
4. Gebelik öncesi tanı; hasta kişilerin yaşam boyu karşılaştıkları sağlık problemleri, hastalıkların tedavisindeki güçlükler ve yüksek tedavi maliyetleri ile karşılaştırıldığında çok daha faydalı ve ucuz bir tanı yöntemidir.

Sayfayı yukarı kaydır

 

BİYOPSİ İŞLEMİ İLE EMBRİYODAN BİR HÜCRE ALINMASI BEBEĞE ZARAR VERİR Mİ?

Hayır. Günümüzde biyopsi işlemi için son derece gelişmiş teknikler uygulanmaktadır. Ayrıca biyopsi nedeniyle embriyodan bir hücre alınması embriyonun gelişmesini etkilememektedir. Bu nedenle embriyodan hücre alınması gerek işlem nedeniyle gerekse bir hücrenin eksilmesi nedeniyle bebeğe zarar vermemektedir.

Sayfayı yukarı kaydır

 

KROMOZOM ANALİZİ NORMAL OLAN ÇİFTLERİN EMBRİYOLARINDA DA GENETİK HASTALIKLAR GÖRÜLEBİLİR Mİ?

Evet. Çiftlerden alınan kan hücrelerinden yapılan genetik testlerde kromozom yapısı normal bulunabilir. Ancak embriyo genetik yapısının yarısını anneye ait yumurta hücresinden alırken diğer yarısını da babaya ait sperm hücresinden alır. Bu nedenle vücut hücrelerinin genetik yapısı normal olmasına rağmen bazı çiftlerde sadece üreme (yumurta veya sperm) hücrelerinde görülebilen kromozom bozuklukları bulunabilir ve bu bozukluk embriyolara aktarılabilir. Gebelik öncesi genetik tanı ile embriyolarda oluşan bu tür genetik bozukluklar saptanabilmektedir.

Sayfayı yukarı kaydır

 

AKRABA EVLİLİĞİNİN GENETİK HASTALIKLARIN ORTAYA ÇIKMASINDAKİ ETKİSİ NEDİR?

Akraba evlilikleri, aralarında kan yakınlığı olan kişiler arasında yapılan evliliklerdir. Akrabalık derecelerine göre en yakını 1.derece akraba evliliği dediğimiz kuzen evlilikleri olup teyze, hala, amca ve dayı çocuklarının arasında yapılan evliliklerdir. Yurdumuzda akraba evliliği oranı % 21- 40 oranında olup bölgelere göre değişmektedir. Genel olarak toplumda doğan her 100 çocuğun 2-3 ünde çeşitli sebeplerden kaynaklanan anomaliler saptanır. Bu risk akraba evliliği yapmış olan çiftlerde %4-5 oranına kadar yükselebilmektedir.

Sayfayı yukarı kaydır

 

GENETİK AÇIDAN RİSK TAŞIYAN KİŞİLER KİMLERDİR?

Genetik veya kalıtsal bir hastalık taşıyıcılığı bulunan çiftler

Daha önce genetik hastalığı olan çocuk veya çocuklara sahip çiftler

Yapısal olarak vücudunda anomaliler saptanan

Mental retardasyonlu(zeka geriliği) çocuk öyküsü

Cinsiyet gelişimi anomalileri

Gelişme geriliği ve boy kısalığı

Yakın akrabalarında (1. kuzen gibi) genetik bir hastalık öyküsü çiftler

Tekrarlayan düşükleri ve ölü doğumları olan çiftler

37 yaş üzerindeki kadınlar

Bir çok kez yardımcı üreme teknikleri uygulanmasına rağmen gebelik elde edilemeyen çiftler

Bu çiftlerde, öncelikle bir genetik uzmanı tarafından ayrıntılı aile öyküsü alınmalı ve aile ağacı çıkartılmalıdır. Ailede düşünülen hastalık için ve varsa önceki gebelikler için ayrıntılı bilgilerin alınması gereklidir. Hasta çocuklar ve aile bireyleri muayene edilmeli ve gerekli testler istenmelidir. Tüm bu işlemlerden sonra hastalığın tanısı konmuş veya genetik neden saptanmış ise çiftlere saptanan problemler ile ilgili ayrıntılı bilgi verilir. Genetik hastalığın neden olabileceği problemler, sonuçları, yeni gebeliklerdeki riskler, gebelik öncesi ve sonrasında yapılması gerekenler konusunda aile aydınlatılır.  Çiftlerin bir kısmında preimplantasyon genetik tanı önerilebileceği gibi bazı hastalarda da prenatal dönemde genetik tanı uygulanması önerilir.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

GEBELİK OLUŞTUKTAN SONRA GENETİK PROBLEMLER TANIMLANABİLİR Mİ?

Evet. Gebelikte uygulanması gereken bazı tarama testleri mevcuttur. (11-14 .hafta tarama testi - ikili test - üçlü test ...) Bu tarama testleri gebelikteki genetik risk hakkında bize bilgi verir. Böyle bir risk belirlendiğinde 11-14. haftada fetusun eşinden biyopsi yapılarak veya 16- 20 haftada bebeğin içinde bulunduğu sıvıdan örnek alınarak bebeğin kromozom analizinin yapılması mümkündür. Ayrıca ultrasonografi  de bu konuda bize yardımcı olmaktadır.

Sayfayı yukarı kaydır

 

ERKEN YUMURTALIK YETMEZLİĞİ (PREMATÜR OVER YETMEZLİĞİ; POF) NEDİR?

Daha önce düzenli adet gören bir kadının  6 ay süreyle  adet görmemesini takiben  birer ay aralıklarla iki kez bakılan serum FSH düzeylerinin 40 IU/L ve üzerinde saptanması erken  yumurtalık yetmezliği  olarak tanımlanır. Bu tablonun 40 yaşından önce görülme sıklığının %1, 30 yaşından önce görülme sıklığının  ise %0,1 olduğu bildirilmektedir. Genç yaşta gözlenen erken  yumurtalık yetmezliğinin nedenleri  ile ilgili çok sayıda teori öne sürülmektedir: Yumurtayı çevreleyen granüloza adı verilen  hücrelere karşı oluşan otoantikorlar, yumurtaların  hızlı tükenmesine yol açan (apopitotik)süreç, kullanılan kemoterapi-radyoterapi ve genetik yatkınlık öne sürülen mekanizmalar arasındadır. Erken yumurtalık yetmezliği saptanan kadınların %4-5’inde aile öyküsü mevcuttur ve  yapılan genetik (karyotip) incelemelerinde sayısal ve yapısal anomali görülme sıklığında artış olduğu bilinmektedir. Bu durumda olan bir kadının kendi yumurtası ile gebe kalması mümkün değildir. Aile öyküsünde bu durum  mevcutsa, ailedeki diğer genç kadınların bu konuda bilinçlendirilmesi ve çocuk istemi varsa bu konuda ileri yaşları beklemeden plan yapmaları konusunda bilgilendirilmeleri  önem taşır.

Menopoz sonrası ortaya çıkan ve kadının yaşam kalitesini olumsuz etkileyen sorunlar artık çok iyi bilinmektedir. Örneğin bir kadının ileri yaşamı sırasında osteoporoza bağlı  kemik kırığı ile karşılaşma riski %50’dir; ayrıca kalp damar sistemi  hastalıkları da menopoz sonrası   kadınlarda  önemli bir sağlık sorunudur. Erken yumurtalık yetmezliği olan kadınlar yaşam süreleri boyunca bu  yönden büyük risk altındadır.  Gelişebilecek tüm  olumsuz koşullardan korunmak için yaşam tarzlarını düzenlemeleri ve gerekli tetkikleri yaptırarak  uygun  tedavileri  uygulamaları konusunda desteklenmeleri büyük önem taşımaktadır.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

 

SPERM ANALİZİ  İÇİN SPERM VERMEDE GÜÇLÜK YAŞAYAN HASTALAR NE YAPABİLİR?

Lütfen bu konuda doktorunuz  ile iletişime geçin. Size gerekli öneri ve yardım sağlanacaktır. OPU günü yaşanabilecek stres nedeniyle sperm veremezseniz bile telaşlanmayınız, gerek duyulursa lokal anestezi ile testislerden sperm alınması mümkündür.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

ELDE EDILEN HER YUMURTA TÜP BEBEK YA DA MIKROENJEKSIYON YÖNTEMI İLE MUTLAKA DÖLLENİR Mİ?

Ortalama döllenme oranı % 70-75 olarak gerçekleşmektedir. Bazı çiftlerde daha yüksek oranda döllenme gerçekleşirken, nadiren de yumurta veya sperme ait nedenlerle  hiç döllenme olmayabilir.

Sayfayı yukarı kaydır

 

TÜP BEBEK TEDAVİSİNDE KULLANILAN HORMON  İLAÇLARI KANSER RİSKİNİ ARTTIRIYOR MU?

Yumurtalıkların uyarılmasının meme ve yumurtalık kanserinde risk artışına neden olabileceği ileri sürülmekle birlikte bu durum henüz kanıtlanmamıştır. İnfertilitenin kendisi de her iki kanser türü için risk faktörü olduğundan bazı araştırmalarda gözlenen risk artışının daha çok infertiliteye yol açan nedenlerden kaynaklanabileceği  düşünülmektedir. Ayrıca genetik faktörler de önem taşır. Ailesinde meme veya yumurtalık kanseri olan kadınların ayrıntılı olarak incelenmeleri ve gerekli tetkiklerin yapılmasını takiben tüp bebek tedavisine başlamaları uygun olacaktır. Bu konudaki çalışmalar ve uzun süreli takipler halen devam etmektedir.  IVF tedavisi alan ve gebe kalamayan kadınların normal yıllık jinekolojik kontrollerini ve meme muayenelerini  (gerekirse meme ultrasonu veya mammografi de yapılarak) ihmal etmemeleri önerilir. 

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

 

 

 

OHSS (OVARIAN HIPERSTIMULASYON SENDROMU) NEDİR?

Yumurtaların  gelişmesi için yapılan hormonal  tedavi sırasında kullanılan ilaçlara bağlı olarak ve genellikle yumurtalıkları polikistik özellikte olan kadınlarda tedaviye aşırı yanıt verme sonucunda gelişebilen bir yan etkidir. Bu durum  tedavi tamamlanmadan erken dönemde (son olarak yapılan olgunlaştırma iğnesinden 3–7 gün sonra)oluşabileceği gibi tedavi sonrası geç dönemde de (12–17 gün sonra)ortaya çıkabilir. Ön bulgular; karın ağrısı, kilo alımı, karın çevresinde artış ve yumurtalıklarda büyümedir. OHSS’nin derecesine göre, bulantı, kusma, gerginlik, ishal, karın içinde ve akciğerlerde sıvı toplanması, nefes almakta zorluk, idrar miktarında azalma, düşük tansiyon, karaciğer ve böbrek fonksiyonlarında bozulma, yaygın ödem, damar içinde pıhtılaşmaya eğilim, vücutta sıvı ve elektrolit dengesinde bozulma ve hipovolemi görülebilir. OHSS’nin derecesine göre tedavi planlanır, çoğunlukla istirahat, ağrı kesici, proteinden zengin diet ve dengeli sıvı alımıyla bu durum düzeltilebilir; ancak daha ağır formlarda hastaneye yatırmak gerekebilir. Hastanede takip edilen hastalara damar yolu açılarak sıvı ve albumin takviyesi yapılır, bulantı ve ağrı kesici ilaçlar verilirve pıhtılaşmaya karşı önlem almak için de tedaviye kan sulandırıcı bir ilaç olan heparin  eklenir. Günlük kilo takibi, karın çevresi ölçümü yapılır; tedavinin etkinliği ve sıvı-elektrolit takibi için günlük kan testleri alınır. Karın içinde sıvı birikiminin fazla olduğu durumlarda karın içindeki sıvı bir kateter yardımıyla çekilebilir (parasentez).Genellikle 10–14 günlük bir dönemde iyileşme sağlanır ancak gebelik oluştuğu takdirde bu süre 3 haftayı bulabilir.

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

 

 

 

TÜP BEBEK TEDAVİSİNDE YUMURTALIKLARIN AŞIRI UYARILMASI NE DEMEKTİR? RİSKLERİ NELERDİR VE NASIL ÖNLENEBİLİR?

Yumurtalıkların aşırı uyarılması,  tedavi sırasında estrojen hormonunun aşırı düzeyde yükselmesi ve yumurtalıkların aşırı büyümesi ve çok sayıda follikül seçilmesi ile seyreder. Hafif ve orta düzeyde olan hiperstimülasyon genellikle hastane tedavisi gerektirmez iken, şiddetli hiperstimülasyon mutlak hastane tedavisi gerektirir. Şiddetli hiperstimülasyon nadiren yaşam tehdit eden boyutlara ulaşır. Ancak hormon dozlarının iyi ayarlanması yakın takip bu durumun görülmesini çok büyük oranda engeller. Merkezimizde hiperstimülasyon oranı %1’in altında izlenmektedir.

Sayfayı yukarı kaydır

 

TÜP BEBEK TEDAVİSİNİN NADİR GÖRÜLEN RİSKLERİ NELERDİR?

Yumurtalıkların aşırı uyarılması en önemli riski oluşturur. Hiperstimülasyon denen bu durumun şiddetli olması halinde hastane tedavisi gerekir. Ancak hangi vakaya ne kadar ilaç dozu verileceğini iyi ayarlayabilen bir merkezde bu oran çok düşüktür. Ayrıca yumurta toplama işlemine bağlı nadiren karın içine kanama veya enfeksiyon oluşabilir. İdrar torbası, idrar borularına ait zedelenmeler ise çok daha nadir olarak ortaya çıkabilmektedir

 

Sayfayı yukarı kaydır

 

 

 

PREİMPLANTASYON GENETİK TANI UYGULAMASINDA TROFEKTODERM BİYOPSİ YÖNTEMİ
Tüp Bebek tedavisiyle oluşturulan embriyolar anne rahmine yerleştirilmeden önce genetik açıdan incelenebilir. Böylece sağlıklı embriyonun seçimi gerçekleştirilir.
Genetik hastalıkların tanımlanması ve HLA uyumlu embriyonun seçimi amacıyla embriyo gelişiminin 3. veya 5. günlerinde uygulanan biyopsi işlemi ile alınan hücreler genetik laboratuarında PCR yöntemi ile analiz edilirler. PCR yöntemi alınan her bir hücredeki DNA materyalinin başarılı bir şekilde çoğaltılması esasına dayanır. 3. günde 6-8 hücre (blastomer) içeren embriyodan yalnızca bir hücre alınarak PCR işlemi uygulanabilirken, 5. günde blastosist gelişimi gösteren embriyonun trofektoderm hücrelerinden 5-6 hücre alınarak PCR yöntemi ile daha güvenilir sonuçlar elde edilebilmektedir.
Laboratuarda uygun kültür ortamında 5. günde blastosist aşamasına gelen embriyolara preimplantasyon genetik tanı amacıyla biyopsi işlemi uygulanmaktadır. Blastosist aşamasındaki embriyonun trofektoderm hücrelerinden plasenta, iç hücre kitlesinden ise fetüs (bebek) gelişmektedir. Blastosist aşamasında embriyonun toplam hücre sayısı yaklaşık 40-150’dir. Blastosist biyopsisinde yalnızca trofektoderm hücrelerinden 5–6 hücre alınarak, iç hücre kitlesine dokunulmaz. Biyopsi ile alınan hücre sayısı arttığı için genetik incelemede tanı koyma başarısı yükselir.
Embriyo gelişiminin 3. gününde embriyonun dış zarında (zona pellucida) lazer ışınları gönderilerek küçük bir açıklık oluşturulur. 5. veya 6. günde açılan açıklıktan mikro düzeyde ince cam biyopsi pipetiyle 5–6 trofektoderm hücresi blastosistten biyopsi yolu ile ayrıştırılır. Alınan bu hücreler genetik hastalık yönünden sağlıklı ve/veya hasta kardeş ile doku uyumu olan embriyonun seçilmesi amacı ile genetik laboratuarına verilirken embriyo gelişimi laboratuar koşullarında devam ettirilir. 24–48 saat süren yoğun genetik testler sonuçlanır. Belirlenen uygun embriyolar anne adayının rahim içine transfer edilir.
İlk kez ekibimiz tarafından, Akdeniz anemisi hastalığına sahip bir çocuğu olan ailede tüp bebek yöntemiyle elde edilen embriyolardan, hasta çocukla aynı doku tipi ile uyumlu olan sağlıklı embriyolar, trofektoderm biyopsi yöntemi uygulanarak seçilmiş ve gebelik elde edilmiştir.
 

   

Biyopsi öncesi blastosist aşamasındaki embriyo Embriyo holding pipetle tutulur
   
5-6 trofektoderm hücresi biyopsi pipeti ile aspire edilir.
   
Lazer ışınları yardımı ile trofektoderm hücreleri blastosisten ayrıştırılır Biyopsi sonrası normal gelişmine devam eden blastosist






EMBRİYOLARIN DONDURULMASINDA YENİ BİR TEKNİK: VİTRİFİKASYON
Tüp Bebek tedavilerinde amaç iyi gelişen sağlıklı 1 veya 2 embriyonun rahim içine transfer edilmesi ve kalan sağlıklı embriyoların dondurularak saklanmasıdır. Her iki amaçın gerçekleştirilmesi doğrudan laboratuvar koşullarının iyiliğine ve uygulanan embriyo dondurma işlemlerinin kalitesine ve güvenirliğine bağlıdır. Tüp Bebek laboratuvarında uygulanan dondurma tekniklerinin başarısına paralel olarak anne adaylarına 1-2 adet embriyo transfer edilmesi ve gebelik sürecinin problemli olduğu çoğul gebelik riskininde azaltılması günümüzde ulaşılan nihai gelişmelerdir.

Merkezimizde, embriyo transferi sonrası kalan sağlıklı embriyoların dondurulması için, başarısı klinik deneyler ile ispatlanmış embriyo vitrifikasyon, bir başka ifade ile “cam formasyonuna geçiş” yöntemi kullanılmaktadır. Vitrifikasyon yönteminin en önemli özelliği, embriyoların yüksek yoğunluktaki koruyucu madde ile 3-4 dakika muamele edildikten sonra dakikada eksi 2000-20.000 santigrad derece soğutma hızı ile hasar görmeden dondurulabilmesine imkan sağlamasıdır. Klasik-yavaş embriyo dondurma yönteminin aksine, vitrifikasyon veya hızlı dondurma yöntemi ile, özellikle 3.gün, 4.gün ve blastokist dediğimiz 5. gün embriyoları çok daha başarılı bir şekilde dondurulmaktadır. Dondurma yönteminin başarısını gösteren en önemli kriterleden biri olan çözme sonrası embriyolardaki canlılık oranı, vitrifikasyon ile dondurulmuş embriyolarda neredeyse %100’e yakındır. Embriyo çözme sonrası yüksek canlılık oranına ilave olarak vitrifikasyon yöntemi anne adaylarına tekrar ve yüksek gebelik şansı veren en başarılı dondurma yöntemidir.

Türkiye’de ilk uygulamaları 2003 yılında merkezimizde başlanan vitrifikasyon yöntemi ile şu
ana kadar yaklaşık 250 çiftimiz çocuk sahibi olmuştur. Merkezimizde başarıyla uyguladığımız vitrifikasyon dondurma tekniği ile hastalarımıza çözme denemelerinde yaklaşık %40-45’lık klinik gebelik şansı verebilmekteyiz.

Embriyo vitrifikasyon yöntemi, kliniğimizde transfer sonrası çok sayıda embriyosu bulunan hastalara ilaveten tıbbi gereklilik nedeniyle tüm embriyolarının dondurulmasına karar verilen hastalarda da başarıyla uygulanmaktadır. Tüm embriyoların vitrifikasyon ile dondurulması, genellikle hastanın rahim iç yapısının uygun olmadığı veya hastada kullanılan hormon tedavisi neticesinde aşırı yumurtalık uyarılma sendromunun (ovarian hiperstümülasyon sendromu) görüldüğü durumlarda gerçekleştirilmektedir. Rahim içi şartlarının hasta için uygun hale getirilmesinden veya aşırı uyarılma belirtilerinin geçmesinden sonra vitrifikasyon ile dondurulan embriyolardan uygun sayıda(3-4adet) çözülerek, hastaya çözme siklusunda embriyo transferi yapılmakta ve taze siklusundaki kadar gebelik şansı verilebilmektedir.

Yukarıdakilere ek olarak implantasyon öncesi genetik tanı (PGT) yöntemi ile “normal” tanısı konulmuş olan embriyo sayısının yüksek olduğu durumlarda transfer sonrası kalan embriyolar vitrifikasyon tekniği ile başarılı şekilde dondurulabilmektedir.

 

   

Vitrifikasyon öncesi tam blastosist görüntüsü

Blastosist aşamasındaki embriyonun dondurma esnasındaki görüntüsü: Hücre içindeki sıvıyı kaybederek büzüşmeye başlar

   

Blastosist aşamasındaki embriyonun çözme esnasındaki görüntüsü: Hücreler içindeki koruyucu sıvı(kryoprotektan) ile su yer değiştirir ve embriyo dondurulmadan önceki haline dönmeye başlar, genişler

Vitrifikasyon ile dondurulmuş embriyonun çözme sonrası (çözmeden 4 saat sonra) tam blastosist,  %100 canlı embriyo görüntüsü

 

 

 

 


 

IMSI (YÜKSEK MİKROSKOBİK BÜYÜTMEYLE SEÇİLMİŞ SPERM MİKROENJEKSİYONU)
Yardımcı Üreme Teknikleri alanındaki en son gelişmelerden birisi olan IMSI (Intracytoplasmic Morphologically Selected Sperm Injection-Yüksek mikroskobik büyütme ile normal yapıda olduğu saptanan spermin mikroenjeksiyonu) uygulaması, Bio. Zafer Atayurt’un çalışmalarıyla gerekli teknik altyapının tamamlanmasının ardından, Mayıs 2008’den itibaren merkezimizde uygulanmaya başlanmıştır.
Mikroenjeksiyon işlemi (Klasik ICSI), 200-400 kat mikroskobik büyütme altında, hareketli spermler arasından, şekil olarak en düzgün olanların seçilmesine imkan vermektedir. Fakat bu durum spermin döllenme, embriyo gelişimi ve gebelik için çok önemli olan anomalilerinin tanımlanmasına imkan vermemektedir. Androloji laboratuarında özel boyama teknikleri ile bu anomaliler tanımlanabilmekte, fakat bu spermler boyama sonrası canlı kalamadıklarından mikroenjeksiyon için kullanılamamaktadır. IMSI işleminde kullanılan yüksek büyütmeli objektifler ve özel optik sistemler aracılığı ile mikroenjeksiyon için hazırlanan spermleri 8050 kata kadar büyütmek ve spermin başı içerisindeki anomalili yapıları ayırt ederek seçim yapmak mümkün olmaktadır.
Özellikle 2005 yılından bu yana yoğun olarak yapılan çalışmalarda ; sperm başı içerisindeki genetik materyali içeren çekirdek kısmında bulunan vakuoller (sıvı dolu kesecikler), DNA yapısında hasar bulunabileceği konusunda ipucu vermektedir. Sperm DNA yapısındaki hasarlar, döllenme başarısızlığı, embriyo gelişiminin durması, kötü ve/veya yavaş embriyo gelişimi gibi problemlere sebep olabilmekte ve dolayısıyla gebelik şansını olumsuz etkilemektedir.
Özellikle şiddetli erkek faktörü olan vakalarda, tekrarlayan tüp bebek başarısızlığında ve nedeni izah edilemeyen infertilite durumlarında, spermin rolünü anlamaya ve uygun yapıdaki spermlerin seçilmesine olanak veren IMSI sistemi; blastosist evresine ulaşabilecek iyi embriyoların gelişimine de imkan vermesi yönünden bu alandaki yeni ve önemli gelişmelerden birisidir.

 

Klasik ICSI de görülen sperm

-400 büyütme-

Baş anomalileri seçilememekte

IMSI işleminde görülen sperm

-8050 büyütme-

Baş anomalileri kolaylıkla seçilebilmekte (solda normal, sağda anormal baş)

   

IMSI-8050 büyütme-

Baş kısmında büyük vakouller içeren spermler

IMSI-8050 büyütme-

Baş kısmında büyük vakouller içeren spermler

   

8050 büyütme

(Yüksek büyütmede sperm sınıflandırması)

8050 büyütme

(Anormal başlı ve vakuoller içeren spermler)

 

 

 

 

En sık sorduğunuz sorular

Merak ettikleriniz