TEKRARLAYAN BAŞARISIZ TÜP BEBEK UYGULAMALARINDA BAŞARI ŞANSINI ARTTIRACAK YÖNTEMLER NELERDİR? Tüp bebek tedavileri başarısızlıkla sonuçlanıyorsa ne yapılmalıdır? Üç veya daha fazla tüp bebek tedavisine rağmen gebeliğin elde edilememesi ‘tekrarlayan tüp bebek başarısızlığı’ olarak bilinmektedir. Bu duruma yol açabilecek nedenlerin uygun araştırmalar ile ortaya konarak tedavilerinin yapılması ise sorunu yaşayan ve umutları azalan çiftler için büyük önem taşımaktadır. Daha önce yapılan tedavilerde kullanılan hormon ilaçları ve uygulama şekilleri, gelişen yumurta sayısı, embriyo kalitesi, endometrium olarak adlandırdığımız rahim içi boşluğunun kalınlığı ve hastada mevcut ek bir hastalık veya hormonal bozukluk değerlendirmede dikkatle gözden geçirilmelidir. Elde edilecek bulgular ışığında nedeni bulmaya yönelik ileri araştırmalar yapılmalıdır.
Bu sorunu yaşayan çiftlere genetik inceleme uygulanmalı mı? Yeni bir tedavi öncesi bu hastalarda muhtemel genetik bir sorunun ortaya konması için öncelikle kadın ve erkeğin kromozom sayı ve yapıları ‘periferik karyotip ‘adını verdiğimiz kan tetkiki ile tespit edilir. Bu tetkik tüp bebekte tekrarlayan gebelik kayıpları olan çiftlere de yapılmalıdır. Böylece kadın veya erkeğin kromozomlarında translokasyon, delesyon ve inversiyon gibi anormallikler tespit edilebilmektedir. Bu genetik bozukluklar saptandığında yeni bir tüp bebek tedavisinde ‘preimplantasyon genetik tanı’ (PGT)yöntemi uygulanmalıdır. Böylece bu yöntem ile sağlıklı embriyoların seçilerek anne rahmine yerleştirilmesi ve sağlıklı bir gebeliğin elde edilmesi mümkün olacaktır. Tekrarlayan IVF başarısızlığında kadın ve erkekte genetik bir sorun olmamasına rağmen gelişen embriyolarda kromozomal anomali sıklığında artış olduğu saptanmıştır. PGT yöntemi anormal embriyoları belirlemede önemli bir ‘tanı yöntemi’ olarak kullanılmaktadır. Bu yöntem ile düşük riski azalmakta ve devam eden gebelik oranı arttırılmaktadır. İleri kadın yaşı, şiddetli erkek infertilitesi gibi nedenlerle daha önce tedaviye alınan ve ardışık başarısız tüp bebek uygulamaları olan çiftlerde de PGT yöntemi kullanılması önerilmektedir. Merkezimizde tekrarlayan tüp bebek başarısızlığı tanısı konan çiftlere, PGT yöntemi uygulanarak, 9-12 kromozom değerlendirilmiş ve %60’a yakın oranda anormal embriyolar tespit edilmiştir. Normal embriyoların seçilerek transferi ile bu hastalarda elde edilen gebelik oranı %41 olarak bulunmuştur.
Tekrarlayan başarısız tüp bebek uygulamalarında rahime ait hangi faktörler rol oynayabilir? Uygulanan tüp bebek tedavilerine rağmen gebeliğin elde edilemediği kadınların %18-27’sinde yapılan değerlendirmede rahim içinde yapışıklık, polip, miyom ve şekil anormalliği gibi başarı şansını azaltan sorunlar saptanmaktadır. Ayrıca bazı hastaların önceki tüp bebek tedavileri sırasında rahim duvarının iyi kalınlaşmadığı ve ince olduğu (7mm’nin altında) gözlenmektedir. Histeroskopi, rahim filmi veya sonohisterogram (SIS) tanı için kullanılan yöntemlerdir. SIS işleminde rahim içine serum fizyolojik adı verilen steril bir sıvı verilmekte ve aynı anda yapılan ultrasonografi ile sorunun tespit edilmesi sağlanmaktadır. Histeroskopi yani rahim içinin ışık kaynağı ve kamera ile görüntülenmesinin üstünlüğü ise gerektiğinde mevcut sorunun giderilmesine yönelik cerrahi tedavinin aynı anda yapılabilmesidir. Örneğin rahim duvarına bası yapan büyük bir miyom çıkarılabilmekte, yapışıklıklar ise açılmaktadır. Bu sorunların giderilmesi, yapılacak yeni bir tüp bebek tedavisinde gebelik şansını arttırmaktadır.
Başarı şansını arttırmak için başka ne gibi incelemeler yapılabilir? Tekrarlayan başarısız tüp bebek uygulamalarında ileri evredeki endometriosis varlığı, embriyo kalitesini ve gebeliği olumsuz etkileyen bir neden olarak tespit edilmiştir. Endometrioma (çukulata kisti) ise bu hastalığın yumurtalıklarda yerleşmesiyle oluşan koyu kahverenginde kistler olup, sayı ve boyutları ile yumurtalık rezervini olumsuz etkilemektedir. Endometriosis tanısı konan ve başarısız tüp bebek tedavilerinde gebeliğin sağlanamadığı hastalarda endometriomaların laparoskopik yöntemle çıkarılması gerekebilir. Ancak yapılacak cerrahi bir işlemin yumurtalıklara yapabileceği olumsuz etki yönünden hastanın yaşı ve yumurtalık rezervi göz önüne alınarak operasyon planlanmalıdır. Rezervi az ileri yaştaki kadınlara operasyon yapmaksızın GnRH analogları ile çukulata kistleri veya rahim duvarında oluşan endometriozis (adenomyozis) baskılanması amacı ile tedavi öncesi kullanılabilir. Tüplerin geçirilmiş iltihap sonrası içleri sıvı dolu genişlemiş bölümleri (hidrosalpenks) hem rahim içine geri akımla, hem de salgıladığı sitokin ve prostaglandin gibi olumsuz maddelerle embriyonun rahim içine tutunmasını ve böylece gebelik şansını azaltmaktadır. Laparoskopi yöntemi ile bu durumda olan tüplerin çıkarılması veya rahimle bağlantısının ortadan kaldırılması yeni bir tüp bebek uygulamasında başarı şansını arttıracaktır. Ultrasonografi veya rahim filminde tüplerin sıvı dolu olduğu saptanır ise bu hastalara laparoskopi ile tüplerin çıkarılması önerilmektedir. Yumurtalık rezervi az olan hastalarda tüplerin çıkarılması rezervi daha azaltacağından tüplerin rahimle olan irtibatının kesilmesi önerilmektedir. Laboratuar tetkiklerinde prolaktin yüksekliği, tiroid disfonksiyonu veya insülin direnci gibi hormonal bir düzensizlik saptanırsa uygun ilaç tedavisi düzenlenmelidir. ‘Antifosfolipid Sendromu’ ve ‘trombofili’ gibi pıhtılaşma sistemine ait sorunlar ileri kan tetkikleri yapılarak tespit edilebilmekte ve uygun ilaçlar önerilmektedir. ‘Antifosfolipid Sendromu’ kadının kendi pıhtılaşma faktörlerine veya bazı hücrelerine karşı antikor üreterek damarlarda tıkaç oluşumuna yol açması olarak tanımlanabilir. ‘Trombofili’ yani pıhtılaşma eğiliminin artması da tekrarlayan tüp bebek başarısızlığı ve tekrarlayan düşüklerde önem taşımaktadır. Doğumsal veya edinsel şekilleri mevcuttur. Bu durum saptandığında aspirin ve heparin gibi kanı sulandıran ilaçlar verilmektedir.
Endometrial ko-kültür tekrarlayan başarısız tüp bebek uygulamalarında ne amaçla kullanılır? Tekrarlayan başarısız IVF uygulamalarında embriyoların yavaş geliştiği ve kalitesinin iyi olmadığı görülür.Bu sorunu yaşayan çiftlerde ‘endometrial ko-kültür’ yani ‘rahim içi doku kültürü’ kullanılması önerilmektedir. Kadınlarda adetin 21.günü rahimden alınan küçük bir doku örneği laboratuar koşullarında üretilerek embriyoların bu doku içinde gelişmesi sağlanmaktadır.Embriyo gelişimi için gerekli olan büyüme faktörleri, sitokinler ve besleyici maddeler yönünden oldukça zengin olan bu doku kültürü embriyonun gelişimini desteklemekte ve ortamda oluşan antioksidanlar embriyo için zararlı olabilecek artıkları embriyo çevresinden uzaklaştırmaktadır. Tekrarlayan başarısız tüp bebek tedavilerine rağmen gebe kalamayan hastalarda preimplantasyon genetik tanı(PGT) da önemli bir tanı ve tedavi yöntemidir. Endometrial ko-kültür embriyo kalitesini arttırarak daha fazla sayıda embriyoya PGT yapılma imkanı sağlamaktadır. 9 - 12 kromozomun incelenerek normal olduğu belirlenen ve rahim içi doku kültüründe gelişimini sürdüren embriyolardan bir veya ikisinin seçilerek 5. gün yani blastosist evresinde anne rahmine yerleştirilmesi ile gebelik şansı artmakta, çoğul gebelik riski de azalmaktadır. Bu yöntemi uygulayarak merkezimizde daha önce 3-10 kez başarısız tüp bebek denemesi olan ve gebelik elde edilememiş vakalarda %40 oranında gebelik elde edilebilmektedir.
Bağışıklık sisteminin desteklenmesi gebe kalma şansını arttırır mı? Bağışıklık sistemi vücudumuzun çok önemli ve karmaşık yapılarından biridir. ’Yabancı’ olarak algıladığı herşeye karşı değişik yapıda birçok hücre ve molekül üreterek onları yok eder. Gebelikte ise annenin bağışıklık sisteminde bazı değişiklikler oluşmakta ,gelişen bebekteki babaya ait antijenler tanınarak fetusun yabancı bir madde gibi görülmesi ve reddedilmesi önlenmektedir. Ancak bazı durumlarda bu koruyucu mekanizmada oluşan defektlerin hem tekrarlayan tüp bebek başarısızlığına, hem de tekrarlayan düşüklere neden olabileceği ifade edilmektedir. Ayrıca eşler arasındaki HLA doku grubu benzerlik veya farklılıklarının da bu gibi sorunlarda rol oynayabileceği düşünülmektedir. İleri araştırmalar yapılarak seçilecek belirli bir hasta grubunda bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek ve embriyonun yabancı bir madde olarak algılanmasını ve reddedilmesini önlemek için intravenöz immunglobulin (IVIG) tedavisi uygulanabilmektedir. Tedaviye planlanan bir tüp bebek tedavisinden önce başlanmakta ve gebelik oluştuğunda da aralıklarla belirli bir gebelik haftasına kadar devam edilmektedir.
GÜNÜMÜZDE EVLENME YAŞININ İLERİ YILLARA ÇIKMASI BEBEK SAHİBİ OLMAK AÇISINDAN PROBLEMLERE YOL AÇABİLİR Mİ?
İleri kadın yaşı doğurganlığı nasıl etkiliyor? Yaşam koşullarının değişmesi ile ileri yaşlarda evlenen veya kariyer yaparak çocuk sahibi olmayı geciktiren kadın sayısının son yıllarda giderek arttığı gözlenmektedir. Iyi beslenme, sağlıklı yaşam koşulları ve modern sağlık desteği ile otuzlu yaşların sonu ve kırklı yaşların başında olan kadınlar yaşlarından çok daha genç görünmekte ve hissetmekte;ancak mükemmel bir anne olmak için hazır olan bu kadınlarda yaş faktörü karşımıza bir problem olarak çıkabilmektedir.
Kadın yaşı neden önemlidir? Her kadının yumurtalıklarında belirli sayıda yumurta yani üreme hücresi bulunur ve ‘yumurtalık rezervi’ olarak adlandırılır.Yeni doğan bir kız çocuğunda 1-2 milyon olan bu sayı ilk adetin görüldüğü yaşlarda 250-300 bine düşmekte,adetin kesildiği menopoz dönemine kadar azalarak tükenmektedir.İlerleyen yaşla birlikte bu rezerv azalmakta;özellikle 37 yaştan sonra ise yumurtalık havuzundaki kayıp hızı belirginleşmektedir. Buna ek olarak ilerleyen yaşla beraber yumurta kalitesinde de bozulma gözlenmekte;bu da gebe kalmayı ve sağlıklı çocuk sahibi olma şansını azaltmaktadır.Bu nedenle erken dönem gebelik kayıpları genç yaş grubuna göre daha sık görülmektedir.
İleri yaş anne adaylarının sağlıklı çocuk sahibi olabilmesi için neler yapılabilir? Yardımcı üreme tekniklerinin uygulandığı ileri yaştaki anne adaylarına sağlıklı çocuk sahibi olmak ve devam eden gebelik şansını arttırmak amacıyla ‘preimplantasyon genetik tanı’ uygulabilir.Bu teknik ile embriyolar anne rahmine transfer edilmeden önce bu yaş döneminde sorunların sık gözlendiği kromozomlar incelenmekte ve böylece anormal olan embriyoların transferinden kaçınılmaktadır.Ayrıca gebelik olduğunda erken gebelik haftalarında uygulanan tanı yöntemleri ile bebeğin tüm kromozom sayı ve yapısının tespit edilmesi de önerilmektedir. İleri yaşlarda bazı sistemik hastalıkların(diabet,hipertansiyon gibi) görülme sıklığı artabilir.Bu nedenle muhtemel bir gebelik öncesi yapılacak ayrıntılı bir sağlık kontrolü ile riskler belirlenmeli ve uygun şekilde tedavi edilmelidir.
BEKLENEN BEBEK BİR TÜRLÜ GELMİYOR? NELER YAPMALI? ARAŞTIRMAYA NEREDEN BAŞLAMALI?
Kısırlık nedir? Eşlerin herhangi bir korunma yöntemi uygulamadan 1 yıl süreyle düzenli cinsel ilişkiye girmelerine rağmen gebeliğin elde edilememesi durumuna kısırlık yani infertilite adı verilmektedir ve bu duruma yol açan nedenlerin araştırılması gerekir.
Bir yıldan önce doktora başvurmayı gerektiren istisnai durumlar var mıdır? Günümüzde değişen sosyal ve kültürel koşullar nedeniyle kadınların daha ileri yaşlarda evlendikleri gözlenmektedir. İleri kadın yaşı gebelik şansını azaltıcı bir faktör olduğundan; bu durumdaki çiftlerin bir yılın dolmasını beklemeden infertilite merkezlerine başvuruda bulunmaları doğru olacaktır. Ayrıca düzenli adet görmeyen veya daha önce yumurtalıkları ile ilgili operasyon geçiren kadınlar ile daha önce testis ameliyatı geçiren yada benzer şikayetleri olan erkekler de bu bekleme sürecini daha kısa tutabilirler.
Size ilk kez başvuran bir çifte ilk yaklaşımlarınız nelerdir? Biz ekip olarak çiftlerin ilk değerlendirilme aşamasını çok önemsiyoruz. Öncelikle çiftlerin ayrıntılı öykülerini dinleyerek kaydediyoruz . Öykü neleri kapsıyor ? Kaç yıldır çocuk istedikleri, hiç gebelik yaşayıp yaşamadıkları, mevcut başka hastalıklarının olup olmadığı, daha önceki tedavi uygulamaları ve kullandıkları ilaçlar gibi oldukça ayrıntılı sorular soruyoruz. Unutmayalım ki, doğru alınan bir öykü, bizlere çiftin sorununu tespit edebilmemiz için yol gösterecektir. Öykü bittikten sonra kadının muayenesini yapıyoruz, eşini gerekirse ürolog doktora yönlendiriyoruz. Görüşmemizin son kısmında ise çiftle birlikte sorunu çözmek için neler yapılması gerektiğini ve tedavi planımızı belirliyoruz.
Kısırlık sadece erkeklerin ya da sadece kadınların sorunu değil … Kısırlık %40-50 oranında kadına, %40 - %50 oranında ise erkeğe, ait nedenlerle gözlenmektedir. Çiftlerin ortalama %20’sinde ise hem erkekten hem de kadından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle biz çiftlerin mutlaka birlikte muayeneye gelmelerini; kısırlıkla ilgili şüphesi olan erkeklerin de üroloji uzmanına muayene olmalarını öneriyoruz.
Kısırlık sebepleri nelerdir? Kısırlık sebeplerini kadın ve erkeğe ait olarak 2 grupta inceleyebiliriz. Kadına ait sebepler arasında yumurtlama bozuklukları, tüplere ait nedenler, endometriosis, rahim ve rahim ağzından kaynaklanan problemler sayılabilir.
Tüplere ilişkin problemlerden söz ettiniz, tüplerin işlevi nedir? Tüpler, yumurtalıklarda olgunlaşan ve sperm ile döllenen yumurtanın rahime ulaşmasını sağlayan, rahmin her iki tarafında yer alan kanal şeklindeki üreme organlarıdır. Normal koşullarda olgunlaşan yumurta, içinde geliştiği kesecikten çıkarak döllenmeye hazır hale geldiğinde, tüplere geçer ve sperm ile birleşme tüplerde gerçekleşir. Sperm ile döllenen yumurta(embriyo) tüplerde ilerleyerek rahim içine gelir ve rahim iç duvarına tutunur. Böylece gebelik oluşur. Dolayısıyla tüplerde tıkanıklık veya yapışıklıklar olması durumunda yumurta ve spermin bir araya gelerek döllenmesi mümkün olamayacaktır.
Tüplere ilişkin problemler nelerdir? Kadına bağlı infertilitenin (kısırlık) önemli nedenlerinden biri tüplerde oluşan tıkanıklıktır. Özellikle geçirilmiş sık genital iltihap öyküsü tüplerde sorun olma olasılığını arttırmaktadır.Bu enfeksiyonlar sırasında ortaya çıkan iltihap hücreleri, tüplerin iç duvarlarında hasar oluşturarak yapışıklıklara ve tıkanıklıklara sebep olur. Hidrosalpenks ise tüplerin geçirilmiş iltihap sonrası içleri sıvı dolu genişlemiş bölümlerine verilen isimdir;hem rahim içine geri akımla,hem de salgıladığı sitokin ve prostaglandin gibi olumsuz maddelerle embriyonun rahim içine tutunmasını ve böylece gebelik şansını azaltmaktadır. Ayrıca daha önce tüberküloz (verem) hastalığı veya karın zarı iltihabı (peritonit) geçirilmesi, endometriosis ve karın içi operasyonları da benzer mekanizmalarla tüplerde yapışıklıklara sebep olabilir.
Tüplere ilişkin problemler nasıl teşhis edilebilir? Tüplerle ilgili sorun düşünüldüğünde öncelikle bir rahim filmi (histerosalpingografi) çekilerek tüplerin durumu değerlendirilebilir. Rahim filmi genellikle adet bittikten sonraki 2-3 gün içerisinde çekilmelidir. Bu uygulama; rahim ağzından ince bir kanülle verilen radyoopak (röntgende görünür) maddenin tüplerden geçişinin röntgen filmi şeklinde kaydedilmesinden ibarettir. Bazen küçük tıkanıklıklar bu işlem sırasında verilen maddenin basıncı ile açılabilir ve hasta kendiliğinden gebe kalabilir. Rahim filminde tüplerde herhangi bir sorundan şüphelenilirse laparoskopi yapılabilir.Anestezi altında yapılan bu işlem hastanede yatış gerektirmeyen bir endoskopik cerrahi yöntemidir. Bu işlemde göbekten uygulanan ince bir teleskopla hem karın içi ve genital organlar gözlenmekte, hem de vajinal yolla rahime verilen renkli bir sıvının tüplerden karın boşluğuna geçip geçmediği belirlenebilmektedir . Ayrıca bu işlem ile karın içi ve tüplere ait yapışıklıkların tespit edilerek açılması ve hidrosalpenksin çıkarılması da mümkündür.
Tüpler tıkalı ise ne yapılması gereklidir? Tüplerin büyük bölümünün yapısının bozulduğu veya hidrosalpenks gelişen hastalarda ameliyat ile tüplerin açılarak düzeltilmesi (mikrocerrahi yöntemi) başarı şansının çok düşük olması nedeni ile önerilmemekte, bu gibi durumlarda tüp bebek tedavisi tavsiye edilmektedir. Eğer tüplerden biri rahim filmi veya laparoskopi ile açık, diğeri kapalı tespit edilmiş ise aşılama da tedavi yöntemlerinden biri olarak denenebilir. Hatta tek tüpün açık olması durumunda başarı oranı düşük olsa da kendiliğinden gebelik şansı da mevcuttur, ancak tedavi seçiminde infertilite süresi ve kadın yaşı da göz önüne alınmalıdır.
KANSER TEDAVİSİ ÖNCESİ ALINACAK ÖNLEMLER İLE DOĞURGANLIĞI KORUMAK MÜMKÜN MÜDÜR? Kanser, lupus nefriti, romatoid artrit, orak hücreli anemi gibi sebeplerle binlerce kadın veya kız çocuğu kemoterapi ilaçları kullanmak zorunda kalıyor. Özellikle kanser tedavisi süresince çoğu zaman radyoterapi ve kemoterapi birlikte kullanıldığından yakın zamana kadar kısırlık sorunu geri dönüşü olanaksız bir şekilde karşımıza çıkabilmekteydi. Günümüzde ise yardımcı üreme tekniklerindeki gelişmeler sayesinde kanser tedavisi gören kadınların doğurganlıklarını koruyabilmelerini sağlayacak gelişmeler hızla artmaktadır.
Doğurganlığı koruyucu teknikler nelerdir? Doğurganlığı koruyabilmek için uygulanabilecek yöntemlerden biri kemoterapi ve veya radyoterapiye başlamadan önce yumurtalıklardan yumurta gelişimini hormon desteği ile uyarmak ve gelişen yumurtaları laboratuar koşullarında döllendirdikten sonra oluşan embriyoları dondurarak saklamaktır. Ancak bu her zaman çok pratik bir yöntem olmayabilir. Zira kanser tedavisi öncesi bu yöntemi uygulamak için gerekli süre yeterli olmayabilir veya birey bekar olabilir.Yine aynı şekilde hormon tedavisi uygulanarak geliştirilen yumurtaların döllenme işlemi uygulanmaksızın saklanması da mümkündür. Uygulanabilecek diğer bir alternatif ise yumurtalık dokusunun dondurulmasıdır.
Yumurtalık dokusu nasıl dondurulur? Bu yöntemde yumurtalık dokusunun korteks yani kabuk kısmı laparaskopik cerrahi (kapalı sistem cerrahi) ile alınır. Elde edilen yumurtalık dokusu laboratuar koşullarında küçük parçalara ayrılır ve dondurma işlemi sırasında hasar görmemeleri için kriyoprotektan adlı koruyucu maddeler ile işlem uygulanır. Daha sonra eksi 190 derecede dondurularak sıvı nitrojen tanklarında güvenle saklanırlar.
Dondurulmuş yumurtalık dokusundan nasıl gebelik elde edilir? Kanser tedavisi bittikten sonra kadın bebek sahibi olmak istediği zaman dondurulmuş yumurtalık dokusu çözülerek daha önceden belirlenen bir yere (genellikle karın içi boşluğu, karın ön duvarı veya önkol tercih ediliyor) nakledilir. Nakil sonrası yumurtalık dokusu canlılık kazandığında tüp bebek tedavisi uygulanıp, gebelik elde edilebildiği yapılan çalışmalarla kanıtlanmıştır. Bir diğer olasılık da kadınlarda yumurtalık dokusundan elde edilecek olgunlaşmamış yumurtaların IVM (in vitro matürasyon) metodu ile laboratuar ortamında olgunlaştırılarak tüp bebek yönteminin uygulanmasıdır.
Yumurtalık dokusunun dondurulması kimler için uygundur? Yumurtalık dokusu dondurulması işlemi özellikle otuzbeş yaş altı kadınlar için daha uygun bir yöntemdir. Otuz beş yaş sonrasında yumurtaların sayısı, döllenme kapasitesi ile kalitesi düşeceğinden ve kromozom sayı bozukluğu oranı artacağından yöntemin başarı şansı yüksek olmayabilir.
TÜP BEBEK TEDAVİSİ SONUCU ÇOĞUL GEBELİK GELİŞME OLASILIĞI NEDİR VE ÇOĞUL GEBELİĞİ ENGELLEMEK MÜMKÜN MÜDÜR? Yardımcı üreme tekniklerinin son yıllarda sıkça kullanılması ile çoğul gebeliklerin sayısında belirgin olarak artış gözlenmiştir. Tüp bebek yöntemiyle elde edilen gebeliklerin % 25-30’u çoğul gebelik olup, bunların büyük bölümünü de ikiz gebelikler oluşturmaktadır. İnfertilite ile ilgili tedavilerin esas amacı büyüme ve gelişmesini tamamlamış sağlıklı tek bir bebeğin dünyaya gelmesidir. Çoğul gebelik hem anne ,hem de bebek için bazı risklere neden olabilmektedir.Annede preeklampsi,anemi,aşırı kilo alma gibi sorunlara neden olurken ,bebeklerde ise prematürite ve beraberinde bebek yaşamını da tehdit edebilen ciddi sorunlarla karşılaşılabilmektedir.Bunların yanısıra ailenin karşılaştığı maddi sorunlar ve anksiete bazen özellikle annelerde depresyona yol açabilmektedir. Ülkemizde özel durumların dışında Sağlık Bakanlığının yayınladığı yönetmelikle embriyo transferi sayısı en çok 3 ile kısıtlanmıştır. Transfer edilecek embriyo sayısı hastanın yaşı ,embriyoların kalitesi ve daha önceki denemeleri göz önüne alınarak hasta, embriyolog ve hekim tarafından birlikte kararlaştırılır. Merkezimizde amacımız ileri laboratuar teknikleri ile geliştirilen kaliteli ve az sayıda embriyo transferi ile çoğul gebelik riskini en az düzeye indirmektir. 35 yaşın altındaki kadınlarda tüp bebek veya mikroenjeksiyon yöntemiyle elde edilen ve kültür ortamında gelişimlerini sürdürerek 5. gün yani blastosist evresine ulaşan iyi kalitede embriyoların bir veya ikisinin seçilerek anne rahmine yerleştirilmesi ile gebelik şansı artmakta,çoğul gebelik riski de azalmaktadır. Daha önceki denemelerinde çoğul gebelik elde edilen hastalarda ise embriyo kalitesine göre tek embriyo transferi de önerilebilir. Ayrıca şiddetli erkek infertilitesi, tekrarlayan ardışık tüp bebek başarısızlığı ve yumurtalık rezervi uygun olan ileri kadın yaşında tüp bebek tedavisi ile birlikte uygulanan preimplantasyon genetik tanı(PGT) normal olan embriyoların seçimini sağlamakta ve bu şekilde az sayıda seçilmiş embriyonun transferi ile çoğul gebelik riski azalırken,gebelik şansı da artmaktadır.
TÜP BEBEK TEDAVİSİ SIRASINDA DUYGULARIMIZA NELER OLUYOR? TEDAVİ SIRASINDA STRESİ NASIL YENEBİLİRİZ?
Tüp Bebek Tedavisinin Psikolojik Yönü İnfertilite, zorlu bir süreçtir. Pek çok alanda fedakarlık yapmayı seçmektir, bu nedenle bazı zorlukları da beraberinde getirir. Ancak infertilite ve tedavisinin getirdiği sıkıntı ve stresi yenmek imkansız değildir. Öncelikle, infertiliteyi, tedavisi olan bir hastalık veya çözümü mümkün olan bir sorun olarak düşünmek ön koşuldur. Tedavi için başvuran kişi, ne gibi aşamalardan geçeceğini öğrendiğinde, kendisini duygusal ve zihinsel olarak tedavi sürecine hazırlamaya başlamış olur.
Tedavi Sırasında Yaşananlar Yaklaşık 20 günlük tedavi süresi, merak, heyecan, endişe gibi duygular nedeniyle stresin en yoğun yaşandığı dönemdir. Tedavi sırasında yapılan tetkikler ve işlemlerin yol açtığı fiziksel ve duygusal yorgunluğa ek olarak pek çok kişi duygusal hassasiyetten söz eder. Sıklıkla anksiyete – endişe, sıkıntı, (çarpıntı, nefes alma güçlükleri vb.), duygusal gerginlik, sinirlilik ve aşırı hassasiyet ve infertiliteye takıntı düzeyinde odaklanma gibi sorunlardan rahatsızlık duyduklarını belirtirler. İnfertil çiftlerin çok sık dile getirdiği bir başka sorun da yakın çevrelerinin baskılarıdır. İnfertilite veya tedavisine yönelik yorum, talep ve sorular, tedavideki çiftler için ayrı bir stres kaynağı oluşturmaktadır. Bu nedenle, eşler, sosyal çevrenin olumsuz etkilerinden kendilerini korumayı öğrenmek durumundadır.
Tedavi sürecinde stresi azaltmak için neler yapılabilir? Öncelikle, infertiliteyi kadına veya erkeğe ait bir problem olarak değil, çiftin problemi olarak düşünmek, tedavi ve çözüm arayışlarında sorumlulukları paylaşmak gereklidir. Çiftin, dış çevreden gelebilecek baskılara karşı birbirlerini destekleyebilmeleri, mümkün olduğunca doktor kontrollerine birlikte gitmeleri, tedavi aşamalarında edinilecek bilgiler sırasında ve alınacak kararlarda beraber olmaları önemlidir. Tedavi süresini rahat geçirebilmek amacıyla, eşlerin tedaviyi mümkünse hayatlarının daha rahat bir döneminde planlamaları (taşınma, iş değişikliği vs. olmayan bir dönemde), ve tedavi süresince her günkü sorumluluklarının yanı sıra keyif alacakları ve kendilerini mutlu edecek faaliyetler için zaman yaratmaları gerekir. Kendilerini üzebilecek kişi ve olaylardan uzak durmaları, moral bozukluğu yaratabilecek olaylara dahil olmamaları, yakınlarından nasıl bir destek beklentisi içinde olduklarını açıkça dile getirmeleri, sıkıntı ve gerginliği arttıracak konulardan (tedavinin kendisi de dahil olabilir) söz etmemeleri ve stresi yenme yolları geliştirmeleri, tedavinin rahat geçmesini kolaylaştıracak bazı unsurlardır. Her bireyin gerginlik karşısındaki tepkileri farklıdır, bireysel farklılıklar olabileceği gibi eşler arasında da gerginliğin farklı yanları ön plana çıkabilir. Kişilik yapısı, çevresel faktörler, stresle mücadele gücü, hayat görüşü gibi etkenler, yaşanan stresin düzeyini kontrol etmekte belirleyicidir. Stresin üstesinden tek başına gelmekte zorlanıldığında, bir uzman yardımı alınmalıdır.
Olumsuz Sonuçlanan Tedavinin Getirdikleri Infertilitede yalnızca tedavi dönemine odaklanmak ve sonrasını düşünmemek doğru olmaz. Bazen çocuk sahibi oluncaya kadar bir kaç tedavi girişimi gerekebilir. Tekrarlayan tedavileri ve bu dönemlerdeki sıkıntıları, günlük hayatın akışı içinde üstesinden gelinmesi gereken problemler olarak düşünmek gerekir. Bu anlamda, infertilite tedavisini uzun bir yola benzetebiliriz. Bu nedenle, her bir tedavi süresini rahat geçirebilmek kadar tedaviler arasındaki dönemlerde de infertilite durumunun getirdiği sıkıntılarla (sosyal baskılar vs.) savaşmayı öğrenmek de yararlı olur. Bazen infertilite nedeniyle içinde bulunulan duruma duyulan üzüntü ve kızgınlığı (tekrarlanan tedaviler vs.), eşler, yanlış bir biçimde birbirlerine yönelterek beklentileri doğrultusunda davranmadıkları ve yeterince ilgi göstermedikleri için birbirlerini suçlayabiliyor. Oysa önemli olan, yaşanan gerilimin farkına varılarak fikir ayrılıklarını ve tercihleri kişilik savaşına dönüştürmeden dile getirmek ve ortak çözümler üretebilmektir. Eşler ancak birbirleriyle iletişimde samimi ve açık olduklarında stresin ve yanlış anlaşılmaların üstesinden gelmeyi başarabilirler. Infertilite sorunuyla mücadele eden çiftlerin, ilişkilerinin sadece tüp bebek tedavisinden ibaret olmadığını hatırlamaları, tüp bebek tedavisi nedeniyle evliliklerinin diğer yönlerini ihmal etmemeleri, paylaşımlarını ve aralarındaki dayanışmayı arttırmaları infertilitenin olumsuz etkilerini yenmelerinde yardımcı olacaktır.
SORUN ERKEKTEN KAYNAKLANIYORSA, NEDENLERİ VE ÇÖZÜM YOLLARI NELERDİR? Erkeğe ait infertilite sebeplerini hormonal nedenler ve testislere ait nedenler olarak iki grupta incelemek gerekir.
Hormonal nedenler nelerdir? Beynin alt kısmında bulunan hipofiz bezi FSH ve LH hormonlarını salgılamaktadır. Bu hormonlar testislerden sperm üretimini ve erkeklik hormonu olan testosteronun salgılanmasını uyarır. Bu hormonlara ait bozukluklar veya değişiklikler testislerde sperm üretim bozukluğuna yol açabilmektedir.
Testislere ait nedenler nelerdir? Testise ait nedenleri iki alt gruba ayırarak inceleyebiliriz: Sperm yapım bozukluğuna bağlı nedenler ve sperm atım bozukluğuna bağlı nedenler. Zira sperm yapımında problem olabileceği gibi, üretilen spermlerin dışarıya atılmasında da sorun olabilir.
Sperm yapım bozukluğuna ait nedenler nelerdir? Testislerde hormonların uyarısına yanıt vererek sperm üreten ve germ hücresi adı verilen hassas hücreler bulunur .Bu hücrelerin fonksiyonlarını devam ettirebilecek ideal koşulların bozulması sperm üretiminde problemler çıkmasına sebep olacaktır. Örneğin radyasyona maruz kalmak bu hücrelerin sperm üretimini durdurmasına sebep olacaktır .Diğer yandan kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar, vücut geliştiren sporcuların yüksek dozda kullandığı androjen hormonları, alkol, marihuana, eroin gibi bağımlılık yapıcı maddeler sperm üretimini ciddi boyutta engeller. Diğer yandan böbrek yetmezliği, karaciğer yetmezliği, orak hücreli anemi gibi sistemik hastalıklarda da sperm yapımı önemli derecede zarar görür.
Erişkin yaşta geçirilen kabakulak enfeksiyonu kısırlık sebebi olabilir mi? Erişkin bir erkekte geçirilen kabakulak enfeksiyonu ‘kabakulak orşiti’ adı verilen testis iltihabına sebep olabilir.Bu durum testis dokusunda kalıcı hasara sebep olarak sperm üretimini azaltabilir veya tamamen engelleyebilir.
Testislerin çocukluk çağında normal yerine inmemesi kısırlık nedeni olabilir mi? İnmemiş testis olarak adlandırılan durum testislerin normalde olması gereken yerden farklı olarak kasık kanalında veya karın içerisinde bulunmasıdır.Testislerin yeterli fonksiyon gösterebilmesi için vücut ısısından 1-1,5 C derece daha düşük ısıda bir ortamda bulunmaları gerekir. Bu yüzden de testisler vücut dışında tıp dilinde skrotum ,halk arasında torba adı verilen yapıların içerisinde bulunur. Doğum sonrası erkek bebeklerde testislerin torbaların içine inmemesi, problemin uzun süre fark edilememesi ve düzeltilmemesi durumunda erişkin dönemde kısırlığa sebep olması kuvvetle muhtemeldir. Erkek bebeklerde testisler torbaların içinde değil ise çocuk bir yaşına gelmeden ameliyat ile yerine konmalıdır.
Bir de erkek kısırlığı söz konusu olunca varikosel geliyor akla. Varikosel nasıl bir mekanizma ile kısırlığa sebep olur? Erkek kısırlığına sebep olan problemlerden birisi de varikosel dediğimiz testis toplardamarlarının genişlemesidir. Toplardamarlardaki genişleme, bu bölgede damar içerisinde kanın göllenmesine, testiste beslenme bozukluğuna ve bölgesel ısı artışına bağlı olarak sperm hareket, sayı ve şekil bozukluğuna sebep olur. Varikoselin tedavisi cerrahi olarak yapılmaktadır. Özellikle varikosel ameliyatından sonra sperm kalitesinde ve sayısında geçici bir azalma olabileceği, bunun doğal olduğu, ameliyat öncesinde mutlaka hastalara anlatılmalıdır.
Sperm atılımına ait diğer problemler nelerdir? Şeker hastalığı, nörolojik hastalıklar, travma sonucu bel omurlarının hasar görmesi, mesane veya idrar kanalı ameliyatları sonrası gibi durumlarda ejakülasyon (boşalma) sırasında meninin penisten gelmesi yerine mesaneye doğru geri kaçması söz konusudur (retrograd ejakülasyon). Bu durumu oluşturan nedenlere yönelik çeşitli tedavi seçenekleri bulunmaktadır.
Bir hastanın yapılan testlerinde menide hiç sperm saptanmadığı durumda ne yapılıyor? Hangi cerrahi tedavi alternatifleri mevcut? Menide hiç sperm çıkmadığı durumlarda cerrahi yollarla testis içinden sperm aramak gerekir. Sperm bulmada değişik yöntemler kullanılabilir. Testiste sperm üretiminin var olduğu bilinen durumlarda iğne ile testisten sperm çekilmesi yani TESA tekniği uygulanmaktadır. Mikrodisseksiyon TESE, yada sıklıkla söylendiği şekliyle mikro-TESE, testisden ameliyat mikroskopu eşliğinde sperm aranması ameliyatına verilen isimdir. Menide sperm bulunmaması durumuna tıp dilinde azospermi denir. Bu hastalarda, testiste üretilen spermi taşıyan kanallarda tıkanıklık yok ise testislerden sperm bulmak amacı ile bir mikrocerrahi ameliyat yöntemi olan mikro – TESE işlemini uyguluyoruz. Bu tekniğin varoluş nedeni ise azoospermik hastalarda testis içinde küçük odaklar şeklinde sperm üreten bölgelerin varlığının keşfedilmiş olmasıdır. Bu buluş bize bu hastalardan cerrahi yolla sperm elde edilebilmesinin yolunu açmış ve bu kişilerin yardımcı üreme teknikleri kullanılarak çocuk sahibi olabilmelerini sağlamıştır. Testislerden cerrahi yolla sperm elde edilmesi, eskiden, TESE denilen yöntem ile, testisin açılıp yine testisin büyüklüğüne göre belirlenen sayıda parça alınması şeklinde yapılmakta idi. Bu yöntem ile testisden ihtiyaçtan fazla doku alınması ve belirli oranda zarar verilmesi söz konusuydu .Ayrıca tüm testis dokusunun taranması mümkün değildi. Ancak mikroTESE yönteminde, testisin açılması teknik olarak TESE ile aynı olmasına karşın, doku alımı sırasında operasyon mikroskobu kullanılmaktadır. Operasyon mikroskobu 20-30 kat büyütme sağlayarak testis içinde spermin üretildiği kılcal tübüllerin net olarak görülmesini sağlar. İçinde üretilmiş olan yoğun sperm hücreleri nedeniyle bu tübüller içi boş olan tübüllerden daha geniş çaplı olarak görülür. Cerrah bu tübülleri bulup topladığı zaman hem sperm bulma oranını, hem de bulunan sperm sayısını arttırmaktadır. Sadece bu kılcal tübüllerin cerrah tarafından alınması fazla doku alınmasını da önlediği için testis dokusu da korunmuş olmaktadır. MikroTESE ameliyatı, mikroskop altında tüm testis içindeki tübüllerin incelenmesini gerektirdiği için 2 saate kadar sürebilir, bu nedenle de genel anestezi altında yapılması tercih edilmektedir. Ancak ameliyattan sonra hasta aynı gün gerekli öneriler yapılarak evine gönderilir. MikroTESE operasyonunun avantajları değerlendirildiğinde, eski TESE yöntemine göre yaklaşık %60 daha fazla sperm bulabilme şansı verir. Bir başka bakış açısıyla TESE ile sperm bulunamayan hastaların yaklaşık %33’ ünde bu operasyon ile sperm bulunabilmektedir. Böylece sperm bulabilme temelinde eskiye oranla daha fazla hastanın baba olabilmesine olanak sağlamaktadır. MikroTESE operasyonu uygulayıcı cerrah açısından da operasyon mikroskobu ve mikrocerrahi eğitim süreçlerini gerekli kılar. Cerrahın bu eğitimi hastanın sağlığı ve operasyonun başarısı için çok önemli bir gerekliliktir.
ERKEK KISIRLIĞINDA YENİ YAKLAŞIMLAR NELERDİR?
Şiddetli erkek kısırlığında hangi yeni testler yapılıyor? Öncelikle spermin baş kısmında yer alan genetik materyal DNA bölgesine yönelik testler son zamanlarda değer kazandı DNA bölgesinde hasar olup olmadığını araştırıyoruz. Bu bölgede şiddetli hasar olan spermlerle döllenen yumurtalardan iyi embriyolar gelişemiyor. Özellikle döllenme sonrası 3., 4., ve 5. günlerdeki embriyo gelişimi yavaşlayabiliyor veya duraklayabiliyor. İşte bu hasarı gösterebilmek için Tunnel test denilen bir test uyguluyoruz.
Bu test spermdeki hasarı nasıl gösteriyor? Tunnel test, tüp bebekte kötü embriyo gelişimi varsa ve erkeğin spermleri uygun sayı, hareketlilik ve şekilde değilse, spermlerdeki DNA hasarını anlamaya yönelik yapılan bir testtir. Yapılan çalışmalar yüksek DNA bozukluğu durumunda embriyo gelişiminin kötü yönde etkilendiğini ortaya koymaktadır. Bu durum gebelik şansını olumsuz olarak etkilemektedir. Tunnel test spermin DNA bütünlüğünü anlamak ve böylece gebe kalma potansiyelini tahmin etmek amacı ile kullanılmaktadır. Meni spermlerinde yüksek DNA bozukluğu görülen vakalarda testisten elde edilen spermler kullanılabilmektedir. Tunnel test mikroenjeksiyon yapılacak vakalarda daha çok sperm ve yumurtanın vücut içinde kendi kendine döllenip döllenmeyeceğini tahmin için kullanılan bir testtir.
Spermdeki bozukluklarını başka hangi yöntemle görebiliyoruz? IMSI yani yüksek mikroskopik büyütme ile seçilmiş sperm enjeksiyonu yöntemi tüp bebek alanında kullanmakta olduğumuz son tekniklerden birisidir. Mikroenjeksiyon işlemi normalde spermin mikroskop altında 200 – 400 kat büyütülerek görüntülenmesi ile yapılmaktadır. Bu büyütmede normal yapılı spermleri seçerek işlem yaparız. Ancak bu boyutta büyütme yapıldığında sperme ait birçok önemli yapısal defekti göremiyoruz. Özel boyama teknikleri bu bozuklukları gösterebilir, ancak o zamanda boya sonrası spermler canlılıklarını kaybettiklerinden kullanamıyoruz. IMSI sistemi bize spermleri 6000 kez büyüterek görme imkanı veriyor. Böylece sperm baş bölgesine ait çok önemli bozuklukları görebiliyor ve bu spermleri ayırt edip kullanmıyoruz. Normal olarak bulduğumuz spermleri kullanıyoruz. Spermin baş bölgesinde bulunan ve genetik materyali içeren çekirdek kısmında ufak vakollerin (sıvı dolu kesecikler) bulunması DNA hasarı döllenme başarısızlığı, embriyo gelişiminde yavaşlama ve duraksama, kötü embriyo gelişimine yol açabilmektedir. Şiddetli erkek faktörü ve tekrarlayan başarısız tüp bebek uygulaması olan çiftlerde, spermin rolünü daha iyi anlayabilmek ve uygun yapıda sperm seçimine imkan vermek amacı ile merkezimizde bu tekniği kullanıyoruz. Böylece ileri evreye başarı ile ulaşabilecek iyi embriyo gelişimini sağlayabiliyor ve gebelik şansını arttırabiliyoruz.
Sperm hücrelerinin kromozom bozukluğunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Gebelik kayıplarına ve anormal doğumlara sebep olabilen kromozomal anormalliklerin babadan kaynaklanan önemli bir bölümü sperm yapım aşamasındayken gerçekleşir. Anormal durumlarda, sperm bir veya daha fazla kromozomu fazladan yada eksik taşıyor olabilir (anöploid), yada fazladan bir kromozom seti taşıyor olabilir (diploid). Bu gibi durumları belirleyebilmek için sperme FISH işlemi (Floresan boyalarla inceleme) uygulanır. Bu işlemde 13, 18, 21, X ve Y kromozomları incelenir. Eğer baba adayı translokasyon (kromozomlar arası yeniden düzenlenmeler) taşıyıcısı ise bu translokasyona katılan kromozomlara yönelik özel FISH işlemi de uygulanabilir. Bu yöntemle, kişinin dengesiz gamet yüzdesi hesaplanabilir ve oluşacak embriyolarındaki dengeli-dengesiz oranı hakkında fikir sahibi olunabilir. 1000 adet sperm incelenerek anormal sperm yüzdesi belirlenir yada tekrarlayan başarısız tüp bebek uygulamalarında sperm FISH testi, spermlerin kromozomlarında bozukluk artışını incelemek için önerilebilir. Spermlerde çok şiddetli şekil bozukluğu varsa, örneğin büyük başlı, çok kuyruklu spermler veya tamamen yuvarlak başlı spermler varsa kromozom testi yaparak anormallik oranını önceden araştırıyoruz. Sperm kromozom bozukluğu bebeğe aktarılabiliyor mu? Evet, mikroenjeksiyon işleminde kromozom bozukluğu FISH testi ile yüksek bulunan spermler kullanıldığında, bozukluk bebeğe aktarılabilir.
Bunu önlemek için neler yapılabilir? Sonuçta sperm ve yumurtanın döllenme sonucu dönüştüğü yapı embriyodur. Embriyoda bu tür kromozom bozuklukları günümüzde tespit edilebilmektedir. Bu amaçla üçüncü güne ulaşmış embriyoların bir hücresini alarak embriyoda genetik inceleme yapılması mümkün. Ülkemizde ilk kez ekibimiz tarafından uygulanan bu yönteme preimplantasyon genetik tanı yöntemi deniliyor. Günümüzde 12 adet kromozoma ait bozukluğu bu teknikle tanımlıyoruz. Bakılan 12 kromozom ile düşüğe yol açması muhtemel kromozom bozukluklarının %80’den fazlasını ekarte edebiliyoruz. Ayrıca tutunma şansı daha yüksek olan embriyoları seçerek çiftin gebelik şansını arttırıyoruz.
Şiddetli erkek kısırlığı olan bir çifti mikroenjeksiyon tedavisine almadan önce erkekte hangi genetik testleri istiyorsunuz? Öncelikle kandan yapılacak olan kromozom testini istiyoruz. Bu test bize kısırlığı oluşturan nedenin genetik kökenli olup olmadığını gösteriyor. Böylece hem nedeni öğrenip hemde bu bozukluğun bebeğe geçmesini engellemek amacı ile embriyoda genetik inceleme yapıyoruz. Sadece normal bulunan embriyoları seçip, kadının rahmine yerleştiriyoruz. Ayrıca menisinde sperm bulunmayan erkekler için Y kromozomu üzerinde doğuştan silinmiş bölgeler var mı bunu araştırıyoruz. Silinen bölgenin durumuna göre bazı vakalarda hiç sperm üretimi olmadığını tespit edebiliyoruz. Bu vakaların testisinde sperm yapılmadığından emin olarak boş yere testisten sperm aranmasının önüne geçiyoruz. Ayrıca Y kromozomu üzerindeki silinmiş bölgeler aynı şekilde erkek çocuğa aktarılabildiğinden aileyi bu konuda bilgilendiriyoruz. Bu çocuklarda ilerde sperm üretimi ile ilgili sorun olabileceği bilgisini veriyoruz. Ayrıca spermi meniye ulaştıran kanalların doğuştan olmaması durumu var. Bu durumda sperm yapımı normal olduğu halde dışarıya ulaşamıyor. Bu vakalarda kistik fibrosis adlı genetik hastalığın genlerine bakıyoruz. Hem kadın hem de erkekte gen bozukluğu saptadığımızda bu vakaların embriyolarında kistik fibrosis hastalığının genini araştırıyoruz.
ENDOSKOPİK CERRAHİ HAKKINDA MERAK EDİLENLER
Endoskopik cerrahi nedir? Endoskopik cerrahi (kapalı cerrahi) laparoskopi ve histeroskopi olarak ikiye ayrılmaktadır. Laparoskopik cerrahi, göbek içi ve kasık bölgesinde ortalama 0.5 -1 cm’ lik üç adet kesi yaparak karın içinin kamera yardımı ile görüntülenmesi işlemidir.Bu yöntem ile kadın hastalıklarına ilişkin operasyonların neredeyse tamamı yapılabilmektedir. Histeroskopik cerrahi ise; rahim içinin kamera yardımıyla gözlenmesi ve tanı ve tedavinin birlikte uygulanmasıdır.
Laparoskopik cerrahinin açık cerrahiye avantajları nedir? Laparoskopik cerrahi (kapalı yöntem cerrahi) ile yapılan operasyonlarda hastanın operasyon sonrası ağrı duyma oranı azalmakta, hastanede kalış süresi kısalmakta, daha çabuk günlük aktivitesine ve iş yaşamına dönebilmektedir.Açık ameliyattaki gibi geniş ameliyat izi olmadığı için daha estetik olan laparoskopide, yara açılması veya operasyon yerinin fıtıklaşması gibi sorunlar da izlenmemektedir.Ameliyat sonrası yapışıklık oranı açık cerrahiye göre daha az olduğu için bu durum özellikle çocuk sahibi olmayı isteyen kadınlarda önem kazanmaktadır.
Laparoskopik cerrahide kadın hastalıklarında hangi operasyonlar yapılabilmektedir? Laparoskopik cerrahi yöntemi ile kadın hastalıklarını ilgilendiren operasyonların neredeyse tamamı yapılabilmektedir: Yumurtalıkta yer kaplayan solid (katı) ve kistik(sıvı) yapıda kitleler çıkarılabilir. Endometrioma yani çukalata kistine ilişkin operasyonlar sıklıkla uygulanmaktadır.Ayrıca dermoid kist,kistadenom,tedaviye rağmen gerilemeyen basit kistler de bunlar arasında sayılabilir.Yumurtalıkların kendi etrafında dönerek kansız kaldığı ve bu nedenle şiddetli ağrıya yol açan torsiyon da acil koşullarda uygulanan laparoskopi nedenidir.Yumurtalığa ilişkin diğer bir cerrahi girişim olan ooforektomi yani yumurtalıkların çıkarılması ameliyatı gerekli koşullarda yine bu yöntem kullanılarak yapılabilir. Rahimin kas tabakasından (miyometrium) kaynaklanan ve yerleşim yerine göre farklı şikayetlere yol açabilen iyi huylu urlar yani miyomlar laparoskopik operasyonlar ile başarıyla çıkarılabilmektedir. Endometriosis rahim içi boşluğunu döşeyen ve endometrium adı verilen dokunun rahim dışında (periton adı verilen karın zarı, yumurtalıklar, tüpler, kalın barsak gibi bir çok organda) yerleşmesi ile ortaya çıkan ve kadınların %10-20’sinde görülen bir hastalıktır.Sadece ağrılı adet görme ve cinsel ilişkide ağrı gibi şikayetlere yol açmaz, aynı zamanda önemli kısırlık nedenlerinden biridir. Laparoskopi ile endometriosis odakları çıkarılabilmekte ve yakılarak veya lazerle buharlaştırılarak tedavi edilebilmektedir. Histerektomi yani rahimin çıkarılması, idrar kaçırma nedenlerinden biri olan idrar torbasında sarkma (sistosel) operasyonları ve rahim sarkması operasyonları da yapılabilir. Kronik ağrıları olan hastalarda da tanı ve tedavide başarıyla uygulanmaktadır. Jinekolojik kanserlerin operasyonları ise onkoloji dalında uzmanlaşmış ,deneyimli cerrahlar tarafından yapılmalıdır.
Laparoskopik cerrahinin kısırlık tedavisinde yeri nedir? Laparoskopik cerrahiyi kısırlık tanı ve tedavisinde sıklıkla kullanmaktayız. Tüplerin kapalı olup olmadığı laparoskopi sırasında boyalı bir madde verilerek tespit edilebilmektedir. Tüplerin kapalı olduğu durumlarda, sorun özellikle tüplerin karın boşluğuna yakın olan dış kısımlarında ise ve kanal işlev görebilecek durumdaysa rahatlıkla açılarak hastanın gebe kalması sağlanabilmektedir. Yine tüplerle yumurtalıkların ilişkisini bozan yapışıklıklar açılarak (adhezyolizis) anatomik ilişkinin yeniden sağlanması ile çiftlerin doğal yolla çocuk sahibi olma şansı olabilmektedir.Hidrosalpenksin (tüplerin geçirilmiş iltihap sonrası oluşan, içi sıvı dolu bölümleri), tüp bebek tedavisinde başarıyı olumsuz etkilediği bilinmekte ve bu nedenle laparoskopi sırasında saptandığında çıkarılması önerilmektedir. Rahim içinde ve dışında yerleşen miyomlar yine bu şekilde kolaylıkla çıkarılabilmektedir. Kısırlığa yol açtığı düşünülen ve tedavi edilmediğinde yumurtalık kapasitesini azaltan çikolata kistlerinin de laparoskopi yöntemi ile yumurtalık dokusuna en az zarar vererek çıkarılması mümkündür.
Ağrılı adet gören bayanların tedavisi laparoskopi ile yapılabilir mi? Her ay dayanılmaz adet ağrıları çeken kadınlarda rahim bölgesine bu cerrahi yöntemle sinir blokajı yapıldığında şikayetleri ortadan kalkmaktadır. Ağrılı adet görmeye neden olan ve tıbbi olarak rektovaginal nodül adı verilen, rahim -vagina -rektum arasındaki oluşumlar çıkarılabilmekte ve hastanın adet dönemlerini daha rahat ve ağrısız geçirmesi sağlanmaktadır.
Histeroskopik cerrahi nedir? Histeroskopik cerrahi rahim içinin kamera yardımıyla görüntülenmesi ile rahim içinde var olan sorunların hem tespit edilmesini, hem de aynı zamanda tedavi edilmesini sağlayan kapalı cerrahi yöntemidir. Histeroskopi uygulanan hastalar aynı gün taburcu olabilmekte ve çok kısa sürede günlük aktivitelerine dönebilmektedirler.
Kimlere histeroskopi yapılmalıdır? Histeroskopi hem tanı, hem de tedavi amacıyla yapıldığından ultrasonografide şüphelenilen polip, myom gibi istenmeyen yapıların çıkarılması ve doğuştan rahim içi perde (septum) varlığında rahim içinin normal hale getirilmesi için kullanılabilir. Yine rahim içi yapışıklıklarının açılması amacıyla da yapılabilmektedir.Ayrıca hem aşırı, hem de uzun süreli adet kanamaları olan kadınlarda diğer anormal nedenlerin ayırıcı tanısı yapılarak endometrium yani rahim içini kaplayan dokunun yakılarak veya lazerle buharlaştırılarak (endometrial ablasyon) tedavi edilmesi mümkündür.
Kısırlık tanı ve tedavisinde histeroskopinin yeri nedir? Rahim içinde yer kaplayan polip, miyom, septum gibi yapılar; kısırlık tedavisinden önce mutlaka çıkarılmalıdır, çünkü yardımcı üreme yöntemleri ile elde edilen iyi kaliteli bir embriyo eğer rahim içi uygun değilse gelişimini sürdüremez. Yine rahim içerisinde yapışıklık varsa aynı nedenden dolayı tedavi öncesi mutlaka histeroskopi yöntemi ile açılmalıdır. Tekrarlayan tüp bebek uygulamalarında iyi kalitede embriyo transferine rağmen gebelik elde edilememiş hastalarda, yeni bir tedavi öncesi histeroskopi ile rahim içine bakılması önerilmektedir. Bu şekilde tanısal amaçla yapılan histeroskopi ile rahim içinin yapısı ve damarlanması değerlendirilmektedir.
IVF LABORATUARI: TÜP BEBEK ÜNİTESİNİN MUTFAĞI. BURADA KİMLER GÖREV YAPAR? BU LABORATUARDA NELER YAPILIR?
Embriyoloji laboratuarı ve embriyolog kavramlarını biraz açıklayabilir misiniz? Embriyoloji laboratuarları, hastalarımızdan yumurtaların toplandığı andan embriyo transferine kadar olan süreç içinde yumurta ve spermlerin embriyoya dönüştürülüp geliştirildiği özel tasarlanmış yüksek teknolojik donanıma sahip ortamlardır. İçerideki havadan ,en küçük materyale kadar her şey steril ve kontrol altındadır. Tüm sarf malzemeleri tek kullanımlıktır ve defalarca test edilmiştir. Laboratuarımız bu teknolojiye sahip birçok farklı tür mikroskop, kabin ve bilgisayarlar içermektedir. Bu aletlerin düzenli, kontrollü ve iyi kullanılması tüp bebek yönteminin başarısını etkilemektedir.
Embriyolog ise bu embriyoların oluşumu ve gelişiminden sorumlu laboratuar çalışanıdır. Aslında hastaların ilerde sahip olacakları en değerli varlıkları olan bebeklerin erken dönemde emanet edildiği kişilerdir. Her ne kadar teknolojik aletler kullanılıyor olsa da eğitimli ve güvenilir bir embriyoloji ekibi bu işin başarısı için büyük önem taşımaktadır.
Laboratuar şartlarında embriyolar nasıl ortamlarda geliştiriliyorlar? Laboratuar şartlarında oluşan embriyoların annenin vücut içi özelliklerine yakın parametrelerle düzenlenmiş ortamlarda geliştirilmesi gereklidir. Bu durumda hazırlanan tüm kültür sıvıları ve inkübasyon şartları vücut içi ortamını çok iyi taklit edecek şekilde olmalıdır. Embriyoların içinde geliştirildiği kültür sıvıları sadece iyi düzenlenmiş kimyasal karışımlar değil, aynı zamanda çok uzun süreli bilimsel çalışmalarla tasarlanmış biyoteknolojik tasarımlardır. Embriyolar bu sıvıların içinde gaz ve ısı parametreleri anne vücudu şartlarına göre ayarlanmış özel inkübasyon kabinlerinde geliştirilirler. Bu inkübatörlerde her bir hastanın, üzerinde ismi yazılı, kendine ayrılmış bir bölmesi bulunur.
Embriyoların vücut dışında büyütülmeleri sırasında sorunlar oluşabilir mi? Uzman bir ekip ve laboratuarın tüm parametre ve ortamlarının kalite kontrol stratejileri ile stabilizasyonunun sağlanabilmesi embriyo gelişiminde ve gebelik oranlarında başarı şansını sürekli arttırır. Bunların sağlanamadığı ortamlarda ise düşük kalitede embriyolar elde edilecek ve başarısız tedavi sonuçları ile karşılaşılacaktır.
Ko-kültür uygulamalarının diğer kültür ortamlarından ne farkı vardır? Ko-kültür; annenin rahim dokusundan alınan hücrelerin laboratuar ortamında geliştirilerek kültür vasatı oluşturulması ve tüp bebek tedavisi sırasında elde edilen embriyoların bu kültür vasatı içerisinde geliştirilmeleridir. Böylelikle hasta ve embriyosuna özel bir kültür ortamı sağlanmış olur. Amaç; rahim içi hücreleri tarafından üretilen ve embriyo gelişimi açısından gerekli organik maddelerin istenen düzeyde sürekli salgılanması ve bunların embriyolar tarafından daha düzenli tüketiminin sağlanmasıdır. Bu sırada embriyoların üretmekte olduğu ve ortamda artması durumunda embriyonun kendi gelişimini engelleyebilecek olan bazı toksik maddeler de rahim dokuları tarafından sürekli imha edilir.
Ko-kültür neden tüm hastalara uygulanmamaktadır? Ko-kültür yöntemi çok etkili olmasına rağmen, hazırlama süresinin uzunluğu, hücre kültür laboratuar donanımı ve eğitimli personel gerektirmesi yönünden hayli güç bir teknik olması nedeni ile IVF laboratuarlarınca tercih edilen bir işlem değildir. Ülkemizde ilk olarak merkezimiz tarafından başlatılan bu çalışma, halen tekrarlayan ardışık tüp bebek tedavilerinde gebe kalamayan hastalarımıza sunduğumuz başarılı bir laboratuar uygulaması olarak sürdürülmektedir.
Embriyo dondurma işlemi nedir? Ülkemizde tüp bebek işlemi sırasında hastaya transfer edilecek embriyo sayısı 3 ile sınırlandırılmıştır. Biz ise embriyo kalitesi yüksek ve anne özellikleri uygun vakalarda transfer edilecek embriyo sayısını iki olarak belirliyoruz. Tedavi sırasında elde ettiğimiz iyi kalitede olan diğer embriyoları ise özel teknikler ile donduruyoruz. Dondurma işlemi özel olarak hazırlanmış dondurma sıvıları ve bilgisayar programlı özel makineler ile gerçekleştirilmektedir. Ülkemizde ilk dondurulmuş çözülmüş embriyo transferi ile elde edilen gebelik ve canlı doğum bizim ekimizce gerçekleştirilmiştir.
Embriyo dondurma işlemi gerekli midir? Embriyo transferi sonrasında bu şekilde iyi kalitede embriyoların dondurularak saklanması, hastalara gebeliğin oluşmadığı durumlarda çok daha ekonomik, hormon tedavisi almaksızın ve yumurta toplama işlemi yapılmadan gebelik şansı sunmaktadır. Gebelikle sonuçlanmış denemelerden sonra da, çiftlere gene aynı kolaylıklarla tekrar bebek sahibi olabilme şansı vermektedir. Bu nedenle uzun dönemde karlı ve daha az zahmetli geri döngü sağlamaktadır. Bu yöntemin uygulanmadığı bir sistemde başarılı tüp bebek oranlarından bahsetmek mümkün değildir.
IVF LABORATUVARINDA EMBRİYO KÜLTÜRÜ NASIL GERÇEKLEŞTİLİYOR? Embriyo kültürü diğer hücre kültürlerinden uygulama açısından oldukça farklıdır. Bunun nedeni embriyonun dinamik, bölünerek gelişen bir yapı olması ve değişen fizyolojisi nedeni ile kültür süresince çeşitli ve değişen oranlarda besin maddeleri ve kimyasallara ihtiyaç duymasıdır. Preimplantasyon embriyolarının kültürü için yapılan çalışmalar çoğunlukla, insan embriyosu için model olarak kabul edilen, fare embriyoları üzerinde yapılmıştır. Önceleri, bu çalışmaların sonucunda ortaya konan protokoller doğrultusunda, her laboratuar kendi bünyesinde hazırladığı kültür sıvılarını kullanırken, 1997 senesinde kullanıma hazır ilk ticari kültür sıvıları piyasaya sürülmüştür. Bu kültür sıvıları tubalar ve uterustaki ortam sıvıları analiz edilerek geliştirilmiştir, fertilizasyondan embriyo gelişiminin 3.gününe kadar ve 3.günden 5.güne kadar farklı sıvıların kullanıldığı iki aşamalı bir kültür protokolü sunmaktadır. “Doğaya dönüş (back-to-nature)” olarak tanımlanan bu yaklaşıma alternatif olarak 2002 senesinde embriyo gelişiminin bütün evrelerini destekleyen tek aşamalı bir kültür sıvısı serisi piyasaya sürülmüştür. Geliştirilmesi sürecinde matematik modellemenin kullanıldığı “Seçimi embriyoya bırak (let the embryo choose)” olarak tanımlanan bu yaklaşımda kültür sıvılarını oluşturan her bir kimyasalın oranı ve birbirlerine olan etkileri ayrı ayrı incelenerek embriyo gelişimini en iyi destekleyen formülasyon ortaya konmuştur. Burada amaç embriyoya, fertilizasyondan blastokist evresine kadar ihtiyacı olan besin maddelerini sağlamak ve ne zaman hangilerini kullanacağını embriyoya bırakmaktır.
EMBRİYOLARI BLASTOSİST DÖNEMİNE KADAR GELİŞTİRMENİN AVANTAJLARI NELERDİR?
Son günlerde kamuoyunu meşgul eden üzücü olayların başında prematür bebek
ölümleri gelmektedir. Prematür bebek doğumu birçok ciddi sorunu beraberinde
getirmektedir. Prematür doğumlara yol açan çoğul gebeliklerin engellenmesi
en önemli stratejilerden birisidir.
EMBRİYO DONDURMA İŞLEMİNİN AVANTAJLARI NELERDİR?
Blastosist evresine kadar
gelişim gösteren sağlıklı 1 veya 2 embriyonun rahim içine transfer edilmesi
ve kalan embriyoların dondurularak saklanması doğrudan laboratuvar
koşullarına ve uygulanan embriyo dondurma işleminin kalitesine ve
güvenirliğine bağlıdır.
YARDIMCI ÜREME TEKNİKLERİ ALANINDAKİ EN SON GELİŞMELER NELERDİR?
Yardımcı Üreme Teknikleri
alanındaki son gelişmelerden birisi olan IMSI (Intracytoplasmic
Morphologically Selected Sperm Injection-Yüksek mikroskobik büyütme ile
normal yapıda olduğu saptanan spermin mikroenjeksiyonu) uygulaması, gerekli
teknik altyapının tamamlanmasının ardından, Mayıs 2008’den itibaren
merkezimizde uygulanmaya başlanmıştır.
KALİTE KONTROLÜNÜN IVF LABORATUVARI İÇİN ÖNEMİ NEDİR? Embriyoloji laboratuvarlarının başlıca amacı, yüksek kalitede hücre kültürünün sağlanmasıdır. Bu durum çeşitli yollarla değerlendirilebilmesine rağmen, genellikle canlı doğum başarısıyla fark edilir. Sonuca katkıda bulunan en önemli faktörlerden biri, hastaların gametlerinden embriyo elde etmekle görevli IVF laboratuvarının performansıdır. Elde edilen ve kadının rahmine transfer edilen embriyoların canlılığı, başarılı bir gebelik oluşturmada başlıca belirleyici faktördür. Laboratuar ortamlarında gamet ve embriyonun gelişimi ve canlılığı, kontaminantlar, sıcaklık ve pH gibi küçük çevresel değişimler nedeni ile tehlikeye girebilmektedir. Bu nedenle hastalara en iyi hizmeti verebilmek için, gamet ve embriyolara IVF laboratuarında en uygun kültür koşullarını sağlamak ve sürdürmek zorunludur. Kalite güvencesi (KG) ve kalite kontrol (KK) planlarının kullanılmasının amacı, IVF laboratuarındaki tüm yöntem ve uygulamalarda doğruluğu ve tekrarlanabilirliği garanti altına almaktır. Böylece gamet ve embriyo kültürü için tutarlı ve en uygun koşullar sağlanmaktadır. IVF laboratuarı, tedavide olduğu gibi teşhiste de KG ve KK programlarından yarar sağlamaktadır.
|
|||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||